Bu yazım dolayısıyla BAŞIMA GELECEKLERE RAZIYIM…

Ardı arkası kesilmeyen şiddet türleri… Hergün bir başka vahşet, hergün bir başka şiddet… Kadına şiddet, çocuğa şiddet, erkeğe şiddet, hayvana şiddet, tabiata şiddet… Netice de kime ve neye karşı olursa olsun bir şiddettir almış başını gidiyor… Öyle ki; şiddet olaylarını kınarken bile ŞİDDET ile KINIYORUZ… ŞİDDET ŞİDDET ŞİDDET…

Başta bu satırların sahibi olarak kendimi de katarak söylüyorum; yaşadığımız hayata, taşıdığımız kimliğe “Müslümanlık” adını veriyoruz…

Pekâlâ

¶ İslam, yaşadığımız hayatın neresinde?

¶ Allah, yaratıcımız olmanın ötesinde neyimiz olur?

¶ Rasûlullah (sav) söz konusu olduğunda, caminin kapısında başında sarık, gelene geçene nasihat dağıtan sakallı bir “hacı amca” olmaktan başka hayatımızda ne kadar belirleyicidir?

¶ Kur’an; nazar değince, evden cenaze çıkınca, büyü yapıldığını düşününce, mezarlığa gidince hatırladığımız “psişik güçleri yok edici” veya “ölüleri sevindirici” bir metin olmaktan başka bir anlam ifade ediyor mu bize?

Allah faizi haram kıldı deyince “ama ev almanın başka yolu yok” demedik mi?

Kur’an’da Allah tesettürü farz kıldı deyince “ama” deyip burnumuzun dikine dikine gidip “görsellik” demedik mi?

Rasûlullah (sav), sizin fakirliğinizden değil zenginliğinizden korkuyorum buyurdu deyince, servet kölesi haline gelip “bize daha çok lazım, daha çok daha çok..” demedik mi?

İnsan ve toplumun huzuru için her yolu denedik, her çareye başvurduk, denemediğimiz yol, aramadığımız yol kalmadı Allah’ın kurduğu nizamdan başka..!

İslam, kadına “anne” dedi, biz “kadının ekonomik özgürlüğü” dedik…

İslam, kadın ancak evinde huzur bulur dedi, biz “Kadını eve kapatan, hapseden bir sistem istemiyoruz” dedik…

İslam, “mahremiyet” dedi, biz “özel hayatıma kimse karışamaz” dedik…

Allah sadece yağmur yağdırır, camide namaz kılarken pantolonumuzu çekip çekmediğimize bakar… Ama nasıl bir eş seçmeniz gerektiğine, nasıl ev alacağımıza, nasıl düğün yapacağımıza karışmaz… (Haşa) neye karışma hakkı olup olmadığına bile biz karar veririz… Allah’a mıntıka tayin ederiz… Camiye karışan Allah’ın Bankaya, Düğüne karışma hakkı olduğunu kabul etmeyiz… O bize kız çocuk verir, ama ne giydireceğimize, nasıl düğün yapacağımıza O değil biz karar veririz… O sadece çocuklarımıza nazar değince, birileri bize büyü yapınca sadece büyü bozar… Yani (haşa) Allah’ı camiye soktuk, sürgün ettik hayatımızdan…

Rasûlullah (sav) deyince sarıktan, cübbedden söz eder, onu da bu çağa uygun görmez, ütopik bir masal kahramanı olarak algılarız… Fizikötesi güçleri olduğunu, insanüstü kabiliyetleri bulunduğunu düşünür siretini görmezden geliriz… Salavat zincirleri oluşturarak, 5000 Fetih suresi okuyarak düşmanları yeneriz (!) ama Uhud’da belinde kılıç en önde vuruştuğunu, dişi kırıldığını, açlık yaşadığını, 6 kez evlat acısı yaşadığını hiç bilmek istemeyiz… Çünkü o bir çırpıda ayı ikiye böler, ama nedense oturduğu yerden 41 Yasin ile bizim gibi düşmana meydan okumak yerine gidip açlık çekerek amcasının ciğerlerinin söküldüğü savaşta kan revan içinde kalır…
El-Hasıl; Allah’sız Müslümanlık, Kur’an’sız Din, Muhammed’siz İslam… Yani İSLÂM’SIZ HAYAT..!

Yeter artık!

Daha ne kadar kafamıza göre bir din anlayışıyla yaşamaya devam edeceğiz!

Daha ne zamana kadar dört duvar, dört teker, iki şıkıdım şıkıdım için milyarlarca borca girip, borç kölesi olmaktan kurtulmak için çocuklarımızı analı öksüz, babalı yetimler olarak sahipsiz bırakacağız!

Daha ne kadar kutlu doğumlarda binlerce salavatla andığımız ama bir türlü anlamadığımız Rasûlullah (sav)’tan uzak kalıp, peygambersiz evlerde yaşayacağız…

Daha ne kadar sokaklarımızda, caddelerimizde kan revan cinayetler görüp, şiddet üstüne şiddet, şiddet üstüne şiddet yaşayacağız!

Daha ne kadar mahkeme salonlarımızda parçalanan aileler göreceğiz!

Daha ne kadar cezaevlerimizde hergün ama her gün yüzlerce yeni mahkumlar göreceğiz!

Daha ne kadar dolduracağız huzurevlerini, yetimhaneleri!

Uzun sözün kısası;

¶ Allah var deyip, yok gibi yaşadıkça, 
¶ Melek var deyip, haya duymadan yaşadıkça,
¶ Kur’an var deyip, ona uymadan yaşadıkça,
¶ Peygamber var deyip, Peygambere rağmen yaşadıkça
¶ Ahiret var deyip, hesap vermeyecekmiş gibi yaşadıkça,
¶ Ölüm var deyip, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadıkça,
¶ Kader var deyip, hayatımkza kendimiz hükmederek yaşadıkça,
¶ Rızık Allah’tan deyip, boğazımıza kadar faiz yiyerek yaşadıkça…

Daha çooook on yerinden bıçaklanarak doğranıp betona gömülen kadınlar, iflas etmiş erkekler, ihanete uğramış hem kadınlar hem erkekler, huzurevine terkedilmiş yaşlılar, köprüaltında tiner çeken çocuklar, çöken yuvalar, tıka basa dolan hapishaneler… görmeye mahkum yaşayacağız…

YA İSLÂM’a DÖNECEĞİZ, YA DA HELAK OLUP GİDECEĞİZ…

“-Ey iman edenler! Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr eden kimse iyice sapıtmıştır.” (4/Nisa-136)

Ayetin özü; EY İMAN EDENLER! İMAN EDİN! İMAN İMAN İMAN…

İrfan BAYIN

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir