İSLAM SADECE BİR CEZA İNFAZ HUKUKU DEĞİLDİR

İslam; Allah katında hak ve gerçek ve geçerli olan tek dindir. Bu doğru. Ancak din/İslam algımızda çok büyük yanılgılar olduğu da bir gerçek.

İslam; Toplumda bilinen/dar anlamıyla (yani namaz, oruç, zekat ve hac gibi) salt bir ibadet dini değildir. İbadet İslam’da olmazsa olmaz bir boyuttur. Ancak dini/İslam’ı sadece dar anlamda bir ibadet sistemi olarak anlamak, dini/İslam’ı anlamamak demektir. Zira namaz, oruç, zekat, hac, kurban gibi en temel ibadetler hakkında Kur’an’da toplam 200 civarında ayet ayet vardır. Bunların da önemli bir kısmı bu ibadetlerin esasına yönelik beyanlardır. Detayları büyük ölçüde Sünnet’te yer almaktadır.

Bu durumda gayet açık bir şekilde diyebiliriz ki; MÜSLÜMAN OLMAK İÇİN SADECE İBADET ETMEK YETERLİ OLSAYDI, ALLAH 6236 AYETLİK BİR KİTAP GÖNDERMEK YERİNE 200 AYETLİK BİR BROŞÜR GÖNDERİRDİ…

İslam; sadece 6 temel esastan müteşekkil salt bir inanç sistemi de değildir. Zira onlarca ayet, “İman edip salih amel işleyenler”den söz etmiştir.

İslam; sadece büyüğe saygı, küçüğe sevgi, konuşma adabı gibi ahlak ve edeb kuralları getiren bir ahlak sistemi de değildir…

İslam; Sadece suç işleyenlere bir takım cezai müeyyideler uygulanmasını isteyen bir ceza infaz sistemi de değildir…

“Değilleme Yöntemi” ile tanım yapılamayacağına göre İslam nedir o halde?

İslam; Allah tarafından beyan edilen, Rasulullah (sav) Efendimiz tarafından tebliğ ve tebyin edilerek O’nun örnekliğinde Ashab-ı Kiram üzerinde uygulanan, kıyamete dek tüm zamanlar ve tüm insan ve toplumlar için vahyedilmiş bir ilahi nizamdır.

İslam; İnsanı ana karnına düştüğü andan mezarda kemikleri çürüyünceye kadar dünya hayatında uyup uyguladığı takdirde hem dünya hem ahiret hayatında mutluluğa erişeceği, terkettiği zaman dünya ve ahirette kaybedeceği bir büyük hayat sistemidir.

Tırnak kesmekten yemek adabına, cinsel konulardan meslek seçimine kadar her alanda ferdi olarak (kalben ve cismen) insanı/NEFSİ terbiye eden İslam; devletler arası ilişkilerden savaş hukukuna, komşuluk ilişkilerinden eğitim ve öğretime, insan (kul) haklarının korunmasından cezai müeyyidelere kadar toplumsal alanı inşa eden bir yaşayış tarzıdır…

Biz yazımıza bu noktada bir sınır koyarak, meseleyi İslam’ın Ceza Hukuku (Ukubat) konusuna birkaç hususu dile getirerek değinmekle yetineceğiz.

Şunu çok açık ve net olarak ifade edelim ki; İslam Ceza Hukuku bu büyük hayat nizamının sadece ve sadece bir parçasıdır ve ancak o büyük hayat nizamı içinde, o nizamla bütünleşmiş bir parçasıdır. Toplumda infial uyandıran bazı elim vakalar yaşandığında ve mevcut ceza yasalarında öngörülen yaptırımlar “yetersiz” görüldüğünde akla getirilen, mevcut ceza yasaların yerine teklif edilebilecek bir “alternatif” değildir İslam Ceza Hukuku. Aksi halde İslam; hırsıza kol kesme, cinayet ve yaralamada kısas, zina ve tecavüzde recm/celde cezaları öngören, insanı suç işlediğinde cezalandıran sadece bir ceza infaz hukuku olarak algılanmasına neden olmaktadır.

Eğer siz; kişiyi hırsız olmaya iten ve/ya hırsızlığa “mazeret” (!) olarak gösterilebilek nedenleri ve zemini ortadan kaldıracak “Zekat, fitre, sadaka, yemin ve oruç keffareti, komşusu açken tok yatmama…” gibi bir düzeni insana ana rahminden başlayan bir süreç içinde ailede, okulda, medyada vs. eğiterek hakim kılmamışsanız… Bu düzenin oturması gibi bir arzuya sahip dahi değilken, “Bu hırsızların kolunu keseceksin arkadaş!” diye bütünü ihmal edip parçaya talip olmanız bir anlam ifade etmeyecektir. Hele hele malum zamanlarda medyada İslam’ın sadece bu yönünü o da eksik ve yanlış bir şekilde gündeme getirdiklerinde “İslam çağdışı bir dinmiş” diyenlerin kendi değerli eşyaları çalındığında, banka kartlarının şifresi deşifre olup hesapları kuruşuna kadar boşaltıldığında hırsız tespit edilip verilen bir süre hapis cezasını yeterli görmeyen bu mağdurların “Bu hırsızların kolunu kesmek bile yetmez, başını kessen yine azdır!” demesi yok mu! Gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum.

İslam bir suça ceza öngörmeden önce kişiyi o suça iten sebepleri, yani o suçun işleneceği zeminini ortadan kaldırır. İslam vahiy sürecine “hırsızın kolunu kesin, katile kısas yapın” diye başlamadı. Bu nokta asla gözardı edilmemelidir.

Tesettür (başörtü değil, Tesettür) söz konusu olunca YASAKÇI, Tv.lerde “Yaz Aşkı, Kiralık Aşk” gibi karmaşık ve ahlaksız ilişkileri teşvik eden dizilerin kaldırılması talebi söz konusu olunca ÖZGÜRLÜKÇÜ kesilenlerin, en azından 10 yaşında kızı, 14 yaşında oğlu ile komşusuna gidip bu rezil dizileri çekirdek çitleyerek cümbür cemaat birlikte izleyenlerin, Allah korusun, ailelerinden birinin başına kötü bir iş gelince akıllarına recm cezasını getirmeleri de bir başka paradoks!

Buraya kadar değindiğimiz hususlara Rabbimizin şu ayeti ile nokta koyalım;

“-SİZ KİTAB’IN BİR KISMINA İMAN EDİP DE BİR KISMINI İNKAR MI EDİYORSUNUZ?” (2/Bakara 85)

Son olarak bir konuya daha değinmek istiyoruz;

03 Ekim 2018 Çarşamba günü Ankara’da kendisini katıldığım bir çalıştayda doğrudan dinlediğim Ceza ve Tevkif Evleri Gn. Müdürü Sn. Şaban YILMAZ Beyefendi’nin verdiği rakama göre şu an kapalı ve açık ceza infaz kurumlarında (DS: Denetimli Serbestlik hariç) barınmakta olan 255.000 hükümlü/tutuklu var. (bu sayı bugün itibarıyla 280.000 civarında)

Bir mahkumun devlete (millete) günlük, aylık, yıllık maliyetine hiç mi hiç girmiyorum. Ayrıca 1000 mahkum kapasiteli T Tipi Yüksek Güvenlikli bir Cezaevinin anahtar teslim maliyetinin de yaklaşık 80 Milyon TL olduğu da bu değerlendirmelere eklenince…

“Hocam ne yapalım yani hepsini sokağa mı salalım!” diyen olursa bu yazıyı okumak için kaybettiği zamanı fakire helal etsin.

Ne genel af ile ne de kapasitenin çok çok üstüne çıktığı için yeni yeni cezaevleri yapmakla bu işlerin önüne geçmek tek başına asla mümkün değildir.

Acaba karıncayı bile incitmekten sakınan melek gibi insan Hz. EBU BEKR-İ SIDDIK (r) 40 bin kişilik bir ordu kurup, başına Hz. Halid b. Velid (r)’i komutan olarak atayarak “ZEKAT VERMEZÜK” diyenlerin üstüne üstüne neden gitti dersiniz?

İslam Coğrafyası’nın sınırları Avrupa’da Puvatya Dağlarından Asya’da Moğolistsn sınırına dayanacak kadar geniş olduğu bir zamanda zekat vermek için Endülüs’ten yola çıkıp Bağdat’a kadar gelip zekat verecek fakir bulamadan atının üstünde öldüğü dönemlere işlenen suçlar ve verilen cezaların adedi açısından bakmayı düşündünüz mü?

İşte bu yüzden diyoruzki;

Ya TOPYEKÜN olarak ve BÜSBÜTÜN haliyle İSLAM’a döneceğiz, ya da çözümleri yanlış adreslerde aramaya devam etmekten bitap düşüp yok olup gideceğiz!

İsmet ÖZEL’in bir sözü ile bitirelim:

Bedenleriniz tasallut altındaysa hiç olmazsa zihinlerinizi kurtarın!”

İrfan BAYIN 

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir