Bir Reğaib Kandili’nde ilk kez gördüğüm dakikadan sadece yarım saat sonra evlenme teklif edip, bir Mirac Gecesi’nde sadece 24 gün sonra nikah kıyıp evlendiğim, Rabbimin şu fani hayatta bana en büyük hediyesi olan Can Yoldaşım, Muhtereme Zevcem SEMRA BAYIN Hanımefendiye evliliğimizin yıldönümü vesilesiyle…

Daha nice 07 Ağustos’larda bir ve beraber olabilmek niyazımla…

Yâ Nûra Aynî..! Ey Gözümün Nuru..!

Hatırlasana…

Bambaşka hayatlardan, bambaşka kitaplardan, bambaşka yaşamöykülerinden çıkıp, bir çıkmaz sokakta karşılaşmıştık. Aslında bütün sokaklar bize çıkıyordu da biz hiçbir yere çıkamıyorduk!

Medeniyet bilincini yitirmişlerin elinde bir beton yığınına dönüştürülen yaşlı ve yorgun Dîbâce-i Payitaht’ın (Bursa) yalnızlarıydık, tanıdık birbirimizi kurduğumuz hayallerden… Bu yüzden nerede karşılaşsak kesişirdi hayal sokaklarımız. Bakışlarımızdaki o bize ait görünen ama asla iç dünyamızın aynası olduğunu kabullenmediğimiz tekinsiz yalnızlıklarımızdan tanıdık birbirimizi.

Hiç konuşmasak bile, yüzyılın en kavurucu yaz sıcaklarında dahi yürüyüşümüzden dökülüp oraya buraya savrulan hazan yaprağı misali güz hüznü ele verdi ikimizi birbirimize. Kendimizi ihbar etmiştik, hem de hiçbir şey itiraf etmeden…

Sen hep varsın içimde; Hiç yok olmadın ki! Bir çiçeği büyüttüğüm gibi, bir nazlı kısrağı saldığım gibi, dolaştırdığım gibi kırlarda, bayırlarda, seninle koşuyor, seninle coşuyorum.

Sen hep varsın içimde; Farklılığa dair ne öğrendiysem, senin, ruhumda insanlığa anıt diye yükselttiğim nurdan heykeline bir çentik daha atıyorum. Bir köşeyi daha yuvarlaklaştırıyorum içimde…

Sen hep varsın içimde; Sen bir dağın zirvesinden kopup gelen kartopuydun. Bunca yıl sarmalana sarmalana büyüdün, dev bir çığ oldun. O çığın içinde hazinem, ta yüreğinde yüreğim.

Sen hep varsın içimde; Zihnimi, o hiç kimsenin giremediği, o hiç kimsenin anlayamadığı zihnimi, tıpkı her an geliverecekmiş gibi beklenen misafirine hazırlanan odalar gibi, senin için hazırlamıştım yıllar yılı. Çığlarınla düşmüştün kapıma, buzlarınla soğutmuştun içimdeki yangını, Gözlerinden yansıyan nûrunla ısıtıvermiştin donmuş yüreğimi… Her bir saniyesi asra bedel yıllar içinde çile hamuruyla yoğurarak inşâ ettiğim zihnime girdin ve oradan da kimsenin varlığının bile farkında olmadığı kalbime süzülüverdin Burak gibi, hem de ışık hızıyla…

“Çift İmza” attık yüreğimizden kalemimize çektiğimiz mürekkeple fani dünyanın kalbine… Tahrif etmeye yetti belki güçleri muharriflerin, ama yetmedi ve yetmeyecek taklidine… Deve iğne deliğinden geçebilir bir ihtimal, fakat muhaldir taklidi çaktığımız “Çift İmza”nın…

Dünyaya kapalı Allah’a açık Kalp – Zihin Hattımda, tıpkı yeraltında kurulan maden ocakları gibi, yeryüzünde gerinerek dolaşan insanlardan habersiz kurduğum aşk ocağında zümrüt yeşili, yakut kırmızısı mücevherlerin haritasını ele geçirip bilinmezliğe mahkûm ettiğim dünyamı esaretten sen kurtardın… Keşfe daldın cesaretle iç dünyamda… Çünkü menzilindesin gözlerimin… Ta ki gözlerin bir daha kapanmayacağı o gün gelene dek, bir daha açılmamak üzere kapanıncaya kadar…

Bu satırlara ancak virgül koyabilirim, noktası olmayan TEK YAZIMSIN SEN… ALINYAZIMSIN SEN… BİTMEYEN SON PARAGRAFI EBEDİYYEN YAZILMAYACAK BİR YAZISIN,

Bak, sadece virgül koyabildim, noktası yok bu yazının,

İrfan Bayın

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir