23 yaşında Berlin Üniversitesi’nde Arap Dili ve İslam Medeniyeti Araştırmaları profesörü olan, ileri düzeyde Türkçe bilen, Türkiye’de uzun yıllar öğretim görevlisi olarak çalışan, Tasavvuf alanında “önyargısız” bakış açısıyla kalıcı eserler bırakmış bir Alman hanımefendi idi Prof. Dr. Annemaria SCHİMMEL...

Vefatından (2003) kısa bir süre önce, yıllarca dersler verdiği İstanbul’a “Türk Musikisinde Metafizik Unsurlar” konulu bir konferans vermek üzere son gelişidir.

Konferansında; Salât-ı Ümmiye’nin (teravih aralarında cemaatle okunan salavatın) ve Bayram Tekbirlerinin segâh makamında bestesini yapan Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi merhumdan, Dede Efendi’den, Hacı Arif Bey’den… sitayişle söz eder…

Konferans salonunda genç bir üniversite öğrencisi kız, Schimmel’in sözünü keser ve ukala bir edayla;

“-Biz sizi Batılı ve Batılı olduğunuzdan dolayı da aydın bir bilim insanı olduğunuz için dinlemeye geldik. Sizin gibi aydın bir batılı akademisyenden en azından batı müziğinin dünya çapında üstadları olan Beethoven’den, Mozart’tan söz etmenizi umardım. Ama siz köhnemiş Osmanlı’nın geri kafalı Itrî’sinden, Hacı Arif bilmem kiminden söz ediyorsunuz. Size bunu hiç yakıştıramadım..!” der.

Schimmel, kendi tarihinden ve ecdadından utanan bu ukala genç kızı sabırla ve biraz da haline acıdığını belli eden bir tebessümle sonuna kadar dinler ve şu cevabı verir;

“-Genç Bayan! Ben, modernliğin kurucusu kabul edilen René Descartes’i okurken İmam Gazâlî’yi, Mozart’ı dinlerken Itrî’yi buldum. Sen bunları bulamadıysan otur o başının o gövde üstünde niçin ağırlık yaptığını düşün. Teşekkür ediyorum… Evet, Saygıdeğer Dinleyiciler! Nerede kalmıştık?” diyerek konuşmasına devam eder…

“-Mazinin mefahirinden ibret alan toplumlar ancak âtîye devasa miras bırakabilirler.” (Refik KORALTAN / 27 Mayıs darbesi esnasında görevde olan DP milletvekili olarak seçilmiş TBMM eski Başkanı)

İrfan BAYIN / 15 Eylül 2020 Salı

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir