Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah’a hamd, Rasûlü’ne salât ederek tüm saygıdeğer okurlarımı Allah’ın selâmı, rahmeti, bereketi ve muhabbetiyle selâmlıyorum.

Cahiliye denince akla; kız çocuklarını gömen putperestler gelir. Bunun nedeni; şirkin kereste ve taş gibi malzemelerden yontularak biçim verilmiş putlara tapma inancından ibaret sanılmasıdır. Fakat İslâm’ın tam anlaşılması için, cahiliyenin daha yakından incelenmesi gerekir.

Müşrikler; Allah’a inanıyorlardı. “-Onlara; ‘Gökleri ve yeri yaratan, güneşle ayı emre itaatkâr kılan kimdir?’ diye sorsan, ‘Elbette Allah’ derler.” (29/Ankebût-61) ayeti bunu gösterir. Allah’a inandıklarını belirten ayetler vahyedildiğinde onlardan itiraz eden de olmamıştır.

Müşrikler; hacı olmanın ötesinde; rifâde, hicâbe, sikâye, yani hacılara zemzem ve yemek ikramı, Kâbe’nin bakımı ve koruması gibi, her biri ayrı kabilelerce yürütülen hizmetlerle Kâbe’ye hürmet ediyorlardı. Ebu Cehil, bunları koordine eden, tabir caizse “Kâbe’yi yaşatma, onarma, koruma derneği” başkanıydı. “-Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram’ı onarmayı, Allah’a ve ahirete iman edenlerin Allah yolunda yaptıkları cihadla bir mi tutuyorsunuz?” (9/Tevbe-19) ayeti, müşriklerin bahsedilen durumunu göstermektedir. 

Müşrikler; şekli farklı olsa da namaz kılıyorlardı. “-Onların Kâbe yanındaki namazları ıslık çalma ve el çırpmaktan ibaretti.” (8/Enfal-35) Mâûn Suresi’nde; İslâm’ı yalanladıkları, yetimlere kötü davranıp yoksullara sahip çıkmadıkları için, “-Vay (yazıklar olsun) o namaz kılanlara!” (107/Mâûn-4) denerek kınansalar da namaz kıldıklarına değinilmiştir.

Müşrikler; peygamberliği inkâr etmiyorlardı. Kur’an’daki; Bu Kur’an, iki şehrin (Mekke ve Tâif’in) birinden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?(43/Zuhruf-31) itirazlarından, müşriklerin peygamberliği değil, Rasûlullah (sav)’in peygamberliğini inkâr ettiğini anlıyoruz. Nitekim Rasûlullah (sav)’in (haşa) kendi kendini peygamber ilân ettiğine telmihle Ebu Cehil; “-Benim gibi bir lider varken Allah bula bula Abdullah’ın yetimini mi buldu peygamberlik için!” demişti.

Müşrikler; Edebiyat ve soybilim (ensâb) gibi alanlarda da uzmandılar. Binlerce beyiti ezbere bilir, şiir yarışmaları yapar, ilk 7’ye giren şiirleri Kâbe’nin duvarına asarlardı (muallakât-ı seb‘a). Galileo’nun dünyanın döndüğünü keşfinden asırlar önce Kur’an’da; “-Güneş kendi yörüngesinde döner.” (36/Yâsîn-38) buyrulmuştu. Bunu işittiğinde “cahilin önde gideni” anlamındaki Ebu Cehil lâkaplı Amr b. Hişam ‘Güneş dönüyor olamaz’ demedi. Yani astronomik bilgileri idrak edebilecek bilimsel kapasiteye de sahiptiler…

Peki, bunlara rağmen Allah onlara niçin “müşrik” demiştir?

Çünkü müşrikler; insana “şah damarından daha yakın olan” (50/Kâf-16) Allah’ı, transandantalistçe bir yaklaşımla ulaşılmaz kabul ediyorlardı. Allah katında değerli saydıkları zatlara benzettikleri putları da bu sebeple “-Putlara bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz.” (39/Zümer-3) diyerek, Allah’la aralarında aracı ara-ontolojik varlıklar olarak görüyorlardı.

Çünkü müşrikler; ulaşılmaz sandıkları Allah tarafından günahlarından dolayı cezalandırmayacaklarını sanıyorlardı. Allah’a karşı aracı gördükleri putlara “-Putlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir.” (10/Yûnus-18) diye de inandıkları için, putlardan şefaat umuyorlardı.

Çünkü müşrikler; Allah’ın rızık verdiğine inanıyor, ancak zenginliklerini; yetenekleri dolayısıyla layık görülmelerine bağlıyorlardı. “-(Karun) ‘servetim bana kendi bilgimden dolayı verilmiştirdedi.” (28/Kasas-78) Onlara göre Allah yoksulları ticari kabiliyetleri yok diye fakir bırakmıştı. Bu nedenle “Allah’ın aç bıraktığını doyurmak günahtır.” diyerek fakirlere yardım etmiyorlardı. Yâsin’de şöyle buyrulur: “-Onlara; ‘Allah’ın size verdiği rızıklardan (fakirlere) nafaka verin!’ dendiğinde, kâfirler mü’minlere; ‘Allah’ın dilese kendisinin doyurabileceği kimseleri biz mi yedireceğiz? Siz apaçık bir sapıklık içindesiniz’ derler.” (36/Yâsîn-47)

Çünkü müşrikler; yaratıcı olarak inandıkları Allah’ı Rabb olarak kabul etmiyorlardı. Allah’ın bir ismi olarak Rabb; “yöneten, eğiterek terbiye eden mabud” demektir. (Râğıb el-İsfahânî, el-Müfredât, Thk: Adnan Davudi, Dımaşk-2009, s. 336). “-Hamd Âlemlerin RABB’i Allah’a mahsustur.” (1/Fâtihâ-1) diye başlayan Kur’an’ın, iniş sırasına göre ilk ayetinde de “-Yaratan RABB’inin adıyla oku!” (96/Alâk/1) buyurarak, Allah kendinden Rabb diye söz etmiştir.

Bu ilk ayetin asıl mesajı maalesef İslâm’ın eğitim ve öğretime verdiği öneme örnek gösterilmesinin gölgesinde kalmıştır. Türlü ahlâksızlıkların zebunu olmuş bir topluma Allah’ın ilk mesajının ‘ilmin önemi’ olduğunu düşünmek, baştan Kur’an mesajına kendimizi kapatır. Kur’an daha ilk ayetinde; her şeyi yarattığına inandıkları Allah’ın her şeyi düzene koyarak yönettiğine dikkat çekiyordu. Evreni yaratmakla  kalmayıp (el-hâlık), yönetenin de (Rabb) Allah olduğu gibi, bireysel ve sosyal tüm yönleriyle insanın eğitim ve yönetim yetkisinin de biyolojik olarak insanı kan pıhtısından (alâk) kim yarattıysa onun olduğunu mesajını veriyordu. Yani Allah insan hayatının yönetimine el koyuyordu. Yaratan Allah” yerine “Yaratan Rabb” ifadesi, insanın bireysel ve sosyal hayatını yönetme (rubûbiyet) yetkisinin, yaratılan insana değil yaratan Allah‘a aidiyetini vurguluyordu. Allah’ın, okuma-yazma bilsin bilmesin, akıl sahiplerinden “Oku!” emriyle istediği “okuma” biçimi buydu.

İnsanın insanı yönetmesi; Thomas Hobbes’un, İngilizlerin hayat felsefesi olan “İnsan insanın kurdudur (homo homini lupus)” yani “Yaşamak için öldür.” demektir. Müşriklerinin hayat anlayışı da buydu. Kervan gaspı, faizli kredi, kadın ve köle (insan) ticareti, kumar vb. zulümlerle rant sağlayıp, çıkarları için güçsüzleri eziyorlardı. Bu sömürü yapısının bozulmasını istemediklerinden, Allah’ın iradesine karşı çıkıyorlardı. Beşerî iradeyi ilâhî iradeye teslim etmiyor, yani ‘iradesini Allah’ın iradesine teslim eden insan‘ olarak Müslüman olmayı reddediyorlardı.

Çünkü müşrikler; Allah’ın iradesinin insan hayatına hâkimiyetinin, ‘Allah’ın her şeye karışması‘ demek olduğunu biliyor ve Allah’ı işlerine karıştırmak istemiyorlardı. Böylece; “Allah servet versin, ama servetimizi nasıl kazanıp nereye harcayacağımıza karışmasın!.. Allah insanı kadın-erkek olarak yaratsın, ama kadın-erkek ilişkilerine mahremiyet koymasın, nasıl giyinilip, kiminle evlenileceğine karışmasın!.. Allah Kâbe’yi ebabillerle korusun, nasıl ibadet edileceğine karar versin (artık insanlar nasıl namaz kılınacağına da Allah’ı karıştırmak istemiyorlar ya) ama Kâbe’de nasıl tavaf edileceğine karışan Allah, düğün salonuna karışmasın!.. Allah kazanç versin, ama zekât istemesin, faiz alıp vermemize karışmasın!..” diyorlardı. İşte bu yüzden, Allah’ın razı olmayacağı bir iş yapana Allah hatırlatılınca; “-Allah’ı işe karıştırma!” diyorlardı. Ama insan, sadece bir işe girmesine yardımcı olduğu kişi, yanından selamsız geçse ona ‘nankör!’ diyebiliyor. “-O, istediğiniz her şeyden size verdi. Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız.” (14/İbrâhîm-34) buyurduğu üzere, sayısız nimetler veren Allah, kendisini hayatına karıştırmayan insana ne der peki? Aynı ayetin sonunda buyurduğu gibi; “-Şüphesiz; insan çok zalim ve nankördür!” der elbet. Ama sadece bunu demekle kalmayacağı da şüphesiz!

 İman ‘Rabbim Allah’tır’ demekle başlar. Bu bedel ister, zira Allah’ı Rabb kabul ederek yaşamak kolay değildir. Nitekim Rasûlullah (sav) müşriklerden “Allah yaratıcıdır” değil, “Rabbim Allah’tır!” dediği için eziyet görmüştür. Hz. Ebu Bekir (r) ise bir defasında Rasûlullah (sav)’i ellerinden kurtardığı müşriklere; “-Siz ‘Rabbim Allah’tır’ dedi diye mi O’na eziyet ettiniz?” demişti. (Tâberî, Tarih, Thk: Ebu’l-Fazl, 2/333, Beyrut-tarihsiz)

Sonuç olarak bize düşen, ‘Rabbim Allah’tır’ diyerek her işimize Allah’ı karıştırarak yaşamaktır ki; bu cenneti gösteren istikamettir. Nitekim Rabbimiz şöyle buyuruyor; “-‘Rabbim Allah’tır’ deyip sonra dosdoğru istikamet üzere yaşayanlar var ya, işte melekler onların üzerine; ‘Korkmayın, üzülmeyin! size va’dedilen cennetle sevinin!’ müjdesiyle inerler.” (41/Fussilet-30)

İrfan BAYIN

24 Aralık 2019 Salı: http://karabukmeydanhaber.com/allahi-ise-karistirma/

Paylaş

One thought on ““ALLAH’I İŞE KARIŞTIRMA..!””

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir