Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah’a hamd, Rasûlullah’a salât ederek Saygıdeğer Okurlarımı Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketiyle selâmlıyorum. Cumanız mübarek olsun

Rasûlullah (sav)’in “-Ameller niyetlere göredir…” (Buhârî Bed’ü’l-Vahy 1) hadisini bilmeyen yoktur. Niyet; bir iş veya ibadeti yapma amacı demektir. İnsan çok farklı niyetlerle ibadet edebilir. Bir ibadeti Allah’ın kabul edip etmemesi; yani kulun sevap veya günahı da ibadeti hangi niyetle yaptığıyla ilgilidir. İbadetlerin kabulü ve sevap kazandırması için en önemli şart; niyetin Allah rızası olmasıdır. İbadetlerde niyet şartı konularak “Niyet ettim Allah rızası için…” denmesinin nedeni budur.

Bedenî ve malî ibadetlerin yoğunlaştığı bir aydayız. Fitre Ramazana has bir malî ibadet olmakla birlikte zekâtın doğrudan Ramazanla ilgisi yoktur. Ancak Aziz milletimiz, zekât vaktini de bir şekilde Ramazana denk getirmeye çalışır. İftar ikramları da eklenince malî ibadet çeşitliliği daha da artmaktadır.

İnfak kişiyi cimrilikten cömertliğe yöneltip bencillikten kurtarır. “-Veren el alan elden üstündür” (Buhârî Zekât 18) hadisi bunu ifade eder. Ancak bir kimse sırf ‘veren el’ diye sevap kazanmaz. Allah kişinin zekât, fitre, sadaka verirken hangi niyeti taşıdığına bakar. Çünkü niyet; ibadetin nefis terbiyesi boyutudur. Allah rızası için yapılan ibadette kusur olsa bile Allah kabul eder, ancak kendi rızası dışında bir niyetle yapılan ibadeti kusursuz olsa bile reddeder. Bununla da kalmaz; başka bir niyetle yapmak günah olduğundan, şayet tevbe edilmemişse ceza da verir. Rasûlullah (sav) Allah rızası dışındaki niyetlerle infak eden zenginlerin akıbetini şöyle anlatır;

Kıyamet günü Allah zengin kuluna; “-Verdiğim servetle rızam için ne yaptın?” diye sorar. “-Senin rızan için iyilikler yaptım, nice fakire infakta bulundum.” deyince, Allah; “-Sen yalancısın!” der. Kirâmen Kâtibîn; “-Yalan söylediğine biz de şahidiz!” diye aleyhinde şahitlik eder. Kişi; “-Ama nasıl olur! İşte hayırlarım, işte doyurduğum fakirler!” diye amellerini gösterir. Allah; “-Sen hayırlar yapıp yardım ettin. Ama hiçbirini rızam için değil, ‘Falan kişi ne kadar hayırsevermiş!’ desinler diye yaptın. İstediğin karşılık buydu, o da verildi. Benden alacağın kalmadı. Atın bunu cehenneme!” der. Yüzüstü sürüyerek cehenneme atılır. (Müslim İmaret 152)

Yardımı beklentiyle hele de başa kakmak için yapmak var ki; Allah muhafaza! Hz. Abdullah b. Mes‘ûd (r); “-Biz birine yardım etmeden önce kalbimizi yoklardık. Kişi bir gün önümüzden selâmsız geçse; -Şuna bak! Yardım ettik şimdi bizi tanımazdan geliyor!’ diyeceğimizi hissedersek, hiçbir beklentimiz olmaması gerektiğini anlayıncaya dek yardım yapmazdık!” buyurmuştur. Demek ki; zekât, fitre, sadaka vererek onca maddi yardım yapıp da hiç sevap kazanamamak da varmış! Hatta cehennemlik olmak da! Bu hallere düşmemek için; ibadeti kalbi sürekli yoklayarak (murakabe) halis niyetle yapmak gerekir. Sahabeden bir hatıra nakledeyim;

Ebû Büreyde isimli bir zat; Rasûlullah (sav)’in Kur’an’ı en güzel öğreten dört kişiden biri olarak övdüğü Hz. Ebû Mûsâ el-Eş‘arî (r) ile karşılaşınca; “-Sen Rasûlullah ile beraber yaşadın. Hiç unutamadığın bir hatıran var mı?” diye sormuştu. “-Var!” deyince birini anlatmasını istemiş, O da anlatmaya başlamıştı; “-Rasûlullah ile beraber Zâtü’r-Rikâ seferindeydik. Hava aşırı sıcak, yol çok uzundu. İmkânsızlıklar içindeydik. 6 kişiden birine bir deve düşüyordu. Orduyu 6’şar kişilik gruplara ayırmıştı ve develere dönüşümlü biniyorduk ama çoğunlukla yayaydık. Çıplak ayakla kızgın çöl kumlarına basarak yürümekten ayaklarımızın derileri yanmıştı. Başımızdaki sarıkları ayaklarımıza sarıp terlik yapmıştık. Bu kez de beynimiz kavrulmuştu. Ayak tırnaklarımız dökülmeye başlamıştı artık…” demiş ve susup ağlamıştı. Sebebi anlayamayan Ebû Büreyde; “-Niye sustun? Haydi devam et!” diye ısrar etmişti. Hz. Ebû Mûsâ (r) ise anlatmamış ve nedenini şöyle açıklamıştı; “-Sadece seferi anlatıp, sırf Allah rızası için katlandığım çileyi anlatmamam gerekirdi. Yanlış yaptım! Artık Rabbimden bekleyeceğim bir şey kalmadı, ona ağlarım!” (Müslim Fedâilü’s-Sahâbe)

İnsanın ayak tırnakları ne kadar zamanda, nasıl dökülür! Ne büyük çiledir Ashâb-ı Kirâm’ın çektiği… Ve bu büyük çileyi anlattığı için çektiği çile ise ne büyük bir edep dersi..!

Şimdi kendimize soralım! Şu mübarek ayda zekât veya fitre olarak garibanın eline gıda kolisi verirken çektiğimiz selfiyi sosyal medyada paylaşım niyetimiz ‘örnek olmak ve iyiliğe teşvik’ (!) mi? Kimse kimsenin niyetini bilemez, niyet okuyuculuğu da yapamaz! Eğer niyet gerçekten buysa her türlü takdirin üstündedir, tabi ki takdir Allah’tan bekleniyorsa! Yoksa sosyal medya kırkta bir zekât sevabının kırkta kırkını buharlaştırmakla da kalmaz!

Unutmamalı ki; farz olan malî ibadetlerin de sünnetleri vardır ve Rasûlullah (sav)’in “-Sağ elin verdiğini sol el görmesin!” (Buhârî Zekât 16) buyurduğu üzere gizlilik en önemli sünnettir.

Ne mutlu sağ eliyle verirken sol eli kör, sağır ve dilsiz olanlara..!

İrfan BAYIN

01 Mayıs 2020 Cuma: http://karabukmeydanhaber.com/sosyal-medyada-zekat-sevabi-kirkta-kac/

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir