Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah’a hamd, Rasûlullah’a salât ederek Saygıdeğer Okurlarımı Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketiyle selâmlıyorum. Cumanız mübarek olsun

Alışılmışın dışında geçse de kutlu bir zaman dilimini geride bıraktık.

Ramazan bir okuldu aslında. Kur’an ve Sünnetin rehberliğinde insanın kendi kendini yargılayabilmeyi, tevbeyle halini düzeltip, hayatının geri kalanını Allah’ın rızası doğrultusunda planlamayı öğrendiği bir okul…

Ramazan insana; Kardemir Karabük Demir Çelik İşletmesi’nde olduğu gibi; 2000 derece ateş karşısında buram buram terleyip bitap düşse de; su içmemeyi öğretti. Ramazan’da su içmemeyi öğrenen insan, bayramdan sonra alkol içmemeyi daha kolay başarır. Çünkü helal su içmemeyi başaran, alkolün şişesine dahi dokunmaz!

Ramazan insana; şehvetin de dizginlenebildiğini öğretti. Oruçluyken helaline yaklaşmamayı öğrenen insan, bayramdan sonra haram kadına/erkeğe asla yaklaşmaz, resmine bakmaya bile tenezzül etmez. Çünkü helaline bakmamayı başaran, harama hiç bakmaz!

Ramazan insana; cömertlikte kariyer yaptırır. İnsan özünde cömerttir, fakat nefsi onu cimrileştirir. Fitre insanın fıtratındaki cömertliği açığa çıkarır. Zaten Fitre; mizaç anlamındaki ‘fıtrat’ ile aynı köktendir. Alın teriyle kazandığı para ve maldan zekât, fitre, fidye adı altında ‘veren el’ olmayı başaran insan, Ramazan’dan sonra faiz, kumar ve rüşvet gibi haram paraya, hele kul hakkına dokunmamayı daha kolay başarır. Helal parayı vermeyi başaran, haram paraya hiç el sürmez!

Ramazan insana mertlik öğretir. Verilen sözü tutmak mertlik gereğidir. Kişi açlık ve susuzluktan ayakta duracak mecali kalmadığı halde zahmet çekip orucunu tamamlar. İmsak; bir şeye sımsıkı yapışmak demektir. Ramazan’da Allah’a imsak eden, yani verdiği söze sımsıkı yapışan ve zahmetine rağmen sözünü tutan insan, bayramdan sonra kullara verdiği sözü de tutar. Çünkü Allah’a verdiği sözünden dönmeyen, insanlara verdiği sözünden hiç caymaz!

Ramazan insanın affedicilik, diğerkâmlık, yardımseverlik vb. duygularını daha da geliştirir. Tüm bunlar Ramazan Okulu mezunlarının en temel kazanımlarıdır. Rabbimiz; “-Hac ibadetlerinizi bitirince, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir şekilde Allah’ı anın…” (2/Bakara-200) buyuruyor. Anlıyoruz ki; hacı olmaktan daha önemlisi hacı kalabilmektir. Hac Mekke’de yapılır ama hacılık Mekke’den dönünce başlar. Bunun gibi; asıl oruç iftardan sonra, Ramazan da bayramdan sonra başlar. Öyleyse; Ramazanın kazandırdıkları bayramdan sonra devam ettirilirse mezuniyetin bir anlamı olur. Her okulun mezuniyeti ve diploması olduğu gibi, Ramazan’ın da mezuniyeti ve diploması vardır. Diploma da mezuniyetten sonrası içindir. Tabi Ramazan okulundan hakkıyla mezunların diploması!

***

Uzun bir aradan sonra bugün ilk kez Cuma Namazı kılacağız inşaallah. Aziz milletimizin ne kadar hasret kaldığını çok iyi biliyoruz. Ancak şunların altını çizmek istiyorum; 1) Abdesti evde almalı, maske takıp, kendi seccademizle gelmeli ve sosyal mesafe kurallarına uyarak işaretlenmiş yerlerde namaz kılmalıyız. 2) Cuma Namazı için tahsis edilen cami ve açık alanlar sağlık tedbirleri açısından kısıtlı olduğundan; istenmeden de olsa çok az bir vatandaşımızın yer bulamaması söz konusu olabilir. Bu durumda elinde olmadan Cuma Namazı kılamayanlar dinen mes’ul olmayacaktır. Tıpkı hac kaydını yaptırdığı, yani samimimi niyetini ortaya koyduğu halde kurada çıkmadığı için hacca gidemeden vefat edenlerin hacca gidememekten mes’ul olmadığı gibi…

Sonraki Cumalarda daha elverişli şartlarda namaz kılmamızı sağlayacağı için; çok hassas davranmamız gerektiğini hatırlatmak benim en temel görevlerimden biridir. Bir kişi daha kılabilsin diye safları sıklaştırıp sosyal mesafeyi ihlal etmenin, hele hele ‘sen-ben tartışması’ yapmanın; can sağlığımıza ve kardeşliğimize zarar vereceğini unutmamalı, Cuma’nın ruhuyla bağdaşmayacak fevri davranışlardan kesinlikle uzak durmalı ve tedbirlere mutlaka uymalıyız. Bu noktada büyük Sahâbî Hz. Ebu’d-Derdâ (r)’ın şu veciz sözü ne kadar da anlamlıdır; “-Allah’a yaptığınız ibadetleri (tartışma konusu yaparak) başınıza bela etmeyiniz!” (Abdullah b. Mübarek, Kütabü’z-Zühd ve’-Rakâik, No: 1314)

***

“-Konstantiniye (İstanbul) mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ve askerler ne mübarek komutan ve askerlerdir.” hadisiyle Rasûlullah (sav)’in asırlar sonraki bir fethi müjdelemesi; stratejik bir hedef belirlemenin ötesinde gerçekte Allah’ın emrini ortaya koymuştur. Zira Rasûlullah (sav)’in hadisleri Allah’ın iradesini de ortaya koyar. Nitekim Rabbimiz; “-O (Peygamber) kendi arzusuyla konuşmaz. O’nun konuşması ancak vahiyledir.” (53/Necm, 3-4) buyurmuştur. Öyleyse İstanbul’un Fethi; Allah’ın emri, Rasûlullah (sav)’in dili ve Fatih Sultan Mehmet’in eliyle Allah’ın dünyanın kalbine vurduğu ilahi mührüdür. Tıpkı Mekke, Medine ve Kudüs gibi…

29 Mayıs İstanbul’un Fethinin 567. yıldönümünün nice gönüllerin İslâm’ın güzellikleriyle fethine, sınır-ötesi harekâtlarımızın zaferine ve her türlü hastalık ve musibetten kurtuluşumuza vesile olmasını diliyorum. Çağların akışını değiştiren büyük Devlet adamı Fatih Sultan Mehmet Han ve doğduğu Bursa Karacabey’e bağlı Uluabat Köyü’nde 3 yıl görev yapma şerefi yaşadığım Uluabatlı Hasan başta olmak üzere tüm Aziz Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

İrfan BAYIN

29 Mayıs 2020 Cuma: http://karabukmeydanhaber.com/ibadetlerinizi-basiniza-bela-etmeyin/

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir