Diyanet İşleri Başkanlığı’mıza her sene 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne dair Milli Eğitim Bakanlığı’ndan gelen yazılı “istek” (!) üzerine Türkiye genelinde tüm vaizlerimiz ilim öğrenmenin ve öğretmenin önemi ve öğretmenlerimizin değeri üzerine vaazlar yapar, imam-hatiplerimiz de 100 bine yakın camimizde hutbe okur.

İlgili bakanlıktan böyle bir talep gelmese bile her eğitim-öğretim yılı başında ve Öğretmenler Gününde olmak üzere yılda en az iki kez camilerimizde vaaz ve hutbelerimizle “Öğretmenlerimizin Değeri” üzerine aziz milletimizin daha da duyarlı olması hususunda bilincin artması için çabalarız. Zira biz milletimize hizmet için bizleri yetiştiren öğretmenlerimize asla vefasızlık etmeyen, bunu aklından dahi geçirmeyen vefakâr insanlarız…

Diğer meslekler ve mensupları için de aynı hassasiyeti gösterir, özel günlerini kürsülerden ve minberlerden tebrik eder, halkımızla paylaşırız. Ancak bu hassasiyetimizin öğretmenler için çok daha yüksek seviyede olduğu da izahtan varestedir. Bunun altını kalın çizgilerle çizdikten sonra…

Diyanet İşleri Başkanlığı’mız; gerek kurumsal kimlik ve yapısıyla gerekse en ücra köy ve mezralara kadar hizmet veren Saygın Din Gönüllüsü kadrosuyla -en acımasız eleştirilere rağmen ısrarla diyorum- bu ülkenin sigortası olan en temel unsurlardandır. Evet, Diyanet İşleri Başkanlığı ve tüm saygın Din Gönüllüsü meslekdaşlarım, milletimizin sadece “din güvenliği” için değil, milli birlik ve vatanımızın bölünmezliği açısından da sigortalarından biridir. Zira kardeşliğimizi bozmak ve vatanımızı parçalamak isteyenler Diyanet’siz bir Türkiye arzulamaktadır. Diyanet’siz Türkiye parçalanmaya hazır Türkiye’dir. Bir kısım çevreler işte bu sebeple Diyanet’siz bir Türkiye istiyor. O birileri Daeş ve Pkk gibi şer güçlerin maşası eli kanlı terör örgütleriyle, içeride onların uşağı olan Fetö gibi ‘İslâmî’ görünümlü uzaktan kumandalı kullanım malzemeleridir. Hepsinin ortak hedefi de vatanımızı bölmektir.

Bu gerçeği göremeyen, geçmişte Kur’an Kurslarımızın kapatılmasına ses çıkar(a)mayan, hatta varlığından dahi rahatsız olanlar hep var oldu bugün de var. Ancak sağduyu sahibi herkesin, hiç değilse 15 Temmuz hain darbe ve işgal girişimi sürecinde bu gerçeğin çok daha bilinçli bir biçimde farkına varmış olması gerekir. Bilinmeli ki; ne Diyanet İşleri Başkanlığı sıradan bir genel müdürlük, ne de personeli herhangi bir başka kurumun memurudur.

Bir zamanlar Diyanet’i yerden yere vuranlar dâhil olmak üzere bu gerçeğin farkına varanlar, bugün her fırsatta “Diyanet İşleri Başkanlığı ve Din Gönüllüleri olarak bizlere çok büyük görevler düştüğü” yönündeki görüşlerini sık sık dile getiriyorlar. Biz ise bu görevin ve ağır sorumluluğunun her zaman bilincindeydik. Ne var ki bazı kesimlerin, münferit olumsuz örnekleri piyasaya sürerek oluşturduğu algılar ve 28 Şubat süreçleri gibi üzerimizdeki baskılar dolayısıyla, bizlerin bu görev ve sorumluluğun bilincinde olmadığımız sanılıyordu/sanılıyor ve bu nedenle bazen amiyane deyimle racon kesme/ayar verme boyutunda söylemler ortaya konuyordu/konuyor.

Biz Din Gönülleri olarak zaten en ücra köy ve mezralara kadar uzanan teşkilatı sayesinde halkımızla iç içe olmayı başarmış bir kurumun mensuplarıyız. Maalesef okulu olmayan yer vardır ama elhamdülillah camisi olmayan yer yoktur. Milletin bağrından çıkıp desteğiyle yetişen İmam-Hatibi, Müezzin-Kayyımı, Kur’an Kursu Öğreticisi, Vaizi ve Müftü’süyle biz Din Gönüllüleri olarak halkımızın Peygamber Ocağına evladını uğurlarken, bayramlarda, doğumlarda, sünnet/evlilik cemiyetlerinde gururuna ve sevincine ortak olur, hastalıkta ve ölümde acılarını paylaşarak daima yanlarında yer alırız. Kutsal topraklarda halkımızı yalnız bırakmaz hac ve umre yaparken onlara rehberlik ederiz. Yavrularımız İslâm’ın temellerini, Allah ve Rasûlünü tanıyarak sevmeyi ve Kur’an okumayı fedakâr Din Gönüllülerimizden öğrenir. Din gönüllülerimiz Kur’an ve Sünnet’e en uygun eğitim-öğretim metotlarıyla 4 yaşından itibaren yavrularımıza, gençliğe ve yetişkinlerimize yönelik eğitim-öğretim faaliyetini günümüzde çok daha geniş bir alana yaymıştır. Ayrıca sevgi evlerinden huzurevlerine, cezaevlerinden hastanelere, hatta sınırlarımızdan binlerce km ötede; Arakan’dan Bosna’ya, Haiti’den Burkina Faso’ya kadar onlarca ülkede sadece ibadet değil; eğitim ve insani yardımlarla da nice gurur verici hizmetler vermektedir. 15 Temmuz 2016’da hain darbe teşebbüsü başladığında Din Gönüllülerimizin salâlarla milletimizin direnişine nasıl öncülük ettikleri ise asla hafızalardan silinmeyecektir.

Ancak üzülerek ifade etmeliyim ki; yıllardır bu ülkede Camiler ve Din Görevlileri Haftası (günü değil)  diye bir gerçek olmasına rağmen, lise öğrencisi olup da halen müftü kimdir, vaiz ne demektir bilmeyen yüzlerce insan var! “Gençlik Buluşması” toplantıları yaptığımda, STK’ların programlarına konuşmacı olarak gittiğimde kendimi tanıtırken “Karabük İl Müftülüğü Vaiziyim” dediğimde; “O ne ya! Müftülük nedir, vaiz ne Abi ya!” gibi hiç de azımsanmayacak sorularla (!) karşılaştığıma yanımda bulunan pek çok dost ve meslekdaşım şahid olmuştur.

Bu ülkede ilkokul, ortaokul ve liselerimizde yaklaşık 10 Milyon yavrumuz/gencimiz eğitim-öğretim görüyor. Bu da (üniversiteler hariç) nüfusun 1/8’ine tekabül etmektedir.

Mademki yaşanan bunca acı olay/tecrübe ve hatıralar Diyanet ve Din Gönüllülerimizin nasıl önemli bir konuma sahip olduğunu göstermiştir, o halde neden binlerce okulumuzda hiç değilse Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nda olsun, Diyanet İşleri Başkanlığı’mızın kurumsal yapısını tanıtan, milli birlik ve beraberliğimiz başta olmak üzere sosyal hayat açısından ne kadar önemli bir konuma sahip olduğu değeri anlatan seminerler, çalıştaylar, paneller yapılmaz, hiç değilse yılda bir kez bir ders konusu olarak işlenmez!

Öğretmenlerimiz acaba nüfusumuzun 1/8’ini teşkil eden geleceğimizin ümidi gençliğimize Diyanet İşleri Başkanlığı ve Din Gönüllülerinin önem ve değerini anlatıyorlar mı? Bizler 100 bine yakın camimizde, binlerce Kur’an Kursumuzda öğretmenlerimizin değerini 140 bin Din Gönüllüsü kadromuzla gönüllü olarak anlatırken, Milli Eğitim Bakanlığı’na ait eğitim ve öğretim kurumlarında yüzbinlerce öğretmeniyle kaç okulda kaç öğretmeni ile -hele ülkemizin örgütlü din istismarı ile ağır sınavlar verdiği son zamanlarda- kaç kez Diyanet’i tanıtan seminer, panel, çalıştay vs. yapmıştır!

Tüm samimiyetimle ifade ediyorum ki; milletimiz bizi sıcacık bağrına basmıştır. Ne kişisel olarak şahsıma ne de meslekdaşlarıma özel bir ilgi gösterilmesini istiyor değilim/değiliz. Mesele kişisel veya kurumsal itibar/iltifat meselesi asla değildir. O halde mesele ne? Mesele milyonlarca yavrumuza/gencimize Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu ülkenin güvenliği ve geleceği için taşıdığı önemin anlatılabilmesi meselesidir. Aksi takdirde arayış içinde olan ve zihnini tatmin edemeyen neslimizin kendine bambaşka mecralarda sığınacak yer aramasının önüne geçilmesi bizlere rağmen mümkün olmayacaktır. Bu da Allah korusun; korkunç bir felaket demektir.

O halde yazımızı Milli Eğitim Bakanlığı personeline -pardon- değerli öğretmenlerimize önemli bir çağrı yaparak bitirelim;

Ey Öğretmenler! Saygın Din Gönüllüsü meslekdaşlarımıza “üstten bakan” her türlü üslubu bir kenara bırakarak sizler de okullarımızda Diyanet İşleri Başkanlığı ve saygın Din Gönüllerinin bu ülkenin geleceği açısından nasıl bir sigorta işlevine sahip olduğunuz anlatınız. Bunu yapınız ve asla gecikmeyiniz. Bizim 1-7 Ekim Camiler ve Din Görevlileri Haftamızı tebrik etmeseniz de razıyız. Ancak gençliğimize Diyanet hakkıyla tanıtılmaz ve anlatılmazsa yaşanacak sorunlarda sizlerin de vebali büyük olacaktır.

Bu vesileyle meslekdaşlarımın 1-7 Ekim Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nı tebrik eder, Allah’tan vefat edenlere rahmet, emekli olanlara hayırlı uzun ömürler, halen görevde olanlara başarı ve mutluluklar, milletimiz için de hayırlara vesile olmasını dilerim.

İrfan BAYIN

02 Ekim 2020 Cuma (ilk yazıldığı tarih: 01 Ekim 2019 Salı)

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir