Ne acı gerçektir ki; gençliğimiz nefsânî arzularına esir düşmüş, kötü alışkanlıklara müptela olmuş, dijital mahzenlerde sıkışıp kalmış, milli ve manevi değerlerimize de yabancılaşmıştır. Fakat bu durumun nedeni gençlik değil biziz. Kendimizi eleştirmek yerine hep gençliğimizden şikâyetçiyiz. Oysa eken de biziz biçen de! Ama biz ne ektiğimize bakmadan hep ne biçtiğimize bakarız! Onları bize emanet eden Rabbimiz ise 15 asır önce uyarmıştı bizi; “Ey iman edenler! Eşleriniz ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır. Onlardan (kendinize düşman etmekten) sakının.(64/Teğâbun-14) Hiç kendimizi aklamaya çalışmadan kendi kendimize soralım şimdi;

Acaba biz yetişkinler bu ilâhî ikazı ne kadar ciddiye aldık? Rasûlullah (sav)’i, Ashâb-ı Kirâm’ı, medeniyetimizin mümtaz şahsiyetlerini gençlerimizin önüne örnek olarak koyabildik mi? Ağaç eğriyse gölgesi doğru olmaz demiş atalarımız. Biz hep dosdoğruyuz da yanlış yolda giden sadece neslimiz mi? Gençlerimizin kalbini iman nuruyla aydınlatabildik, ilim ve fazilet meşalesini gönüllerinde yakabildik, onlara layık oldukları ilgiyi ve sevgiyi gösterebildik mi ki; şimdi onların ana-babaya asi, büyüklerine saygısız, milli-manevi değerlerine duyarsız, tarihine yabancılaşmış olmalarından dert yanıyoruz?

İslâm’ın rahmet tohumlarının dünyanın dört bir tarafına yayılmasında büyük görevler üstlenen Hz. Alilerin, Mus‘ab bin Umeyrlerin, Sultan Alparslanların, Fatih Sultan Mehmed ve daha nice büyük idealler gerçekleştirmiş örnek genç şahsiyetlerin bu çağda da yetişmesini istiyorsak eğer, karanlığa buğz etmek yerine ortalığı aydınlatacak bir ışık yakmalıyız. İlk yapmamız gereken de geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizi kendimize düşman edici tutumlarımızdan derhal vazgeçmek, onlardan sürekli şikâyetçi olmak yerine onlarla dost olmaya çalışmaktır. Onlar hata üstüne hata da yapsalar, bize yakışan “Eğer onları affeder, hatalarını başlarına kakmaz ve kusurlarını örterseniz, bilin ki Allah bağışlayan ve merhamet edendir.(64/Teğâbun-14) ayetinin mucibince davranmaktır. Aksi halde arzu ettiğimiz İslâm gençliğinin özlemini çekmeye daha çok devam ederiz.

Aziz milletimizin güveni, istikbali ve ümidi yetişen gençlerimizdir. Eğer biz büyük ideallerimizi gerçekleştirmek ve tarihteki şanlı yerimizi yeniden kazanmak istiyorsak; gençliğimizi İslâm ahlâkıyla yetiştirmeye ve manen olgunlaştırmaya büyük çaba göstermek zorundayız. İşlenmemiş bahçelerde güzel kokan çiçekler, meyveler değil; ısırganlar ve ayrık otları yetişir. Gençliğin ruhunu nadasa bırakamayız. Çünkü onlardan biz sorumluyuz. Rasûlullah (sav); “Hepiniz çobansınız ve güttüğünüz sürülerinizden sorumlusunuz.(Buhârî Nikâh 91) buyuruyor. Onlara karşı en büyük sorumluluğumuz da ruhlarını ilâhî ve nebevî değerlerle işleyerek onları nefsânî arzuların prangalarından kurtarmaya çalışmaktır. Daha fazla ihmal edilemez olan bu görevimize bir an önce başlamalı ve medeniyetimizi yeniden şaha kaldıracak bir gençlik yetiştirmeliyiz.

O halde geliniz Kur’an ve Sünnetin ışığında hep birlikte bir gençlik yetiştirelim!

Bir gençlik ki; Rabbimize kulluk için yaratıldığını bilen ve her an Rabbiyle birlikte olduğunun şuurunda bir gençlik…

Bir gençlik ki; âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasûlullah (sav)’in yolundan ayrılmayan bir gençlik…

Bir gençlik ki; birbirlerine karşı sevgi ve merhamet duyguları besleyen, İslâm karşıtlarının da hidayetleri için çabalayan bir gençlik…

Bir gençlik ki; ahiret yurduna talip olan, ancak dünyadan da nasibini unutmayan bir gençlik…

Bir gençlik ki; rızkını alın teri dökerek kazanan ve gayr-ı meşru tüm kazanç yollarının karşısında olan bir gençlik…

Bir gençlik ki; büyüklerine saygıda kusur etmeyip onların engin tecrübelerinden istifadeyi ilke edinen, küçüklerine de şefkat ve merhamet besleyip yaşantısıyla onlara örnek olabilen bir gençlik…

Bir gençlik ki; gönülleri Allah ve Peygamber aşkıyla yanıp tutuşan, müezzinlerin kurtuluşa çağrısıyla camilerini hınca hınç doldurabilen bir gençlik… Bir gençlik… Bir gençlik… Bir gençlik…

Böyle bir gençlik yetiştirebilmek için gençlerimize Rasûlullah (sav)’in şefkat ve samimiyetiyle yaklaşmalı, onlara sevgiyle yönelmeli, hepsinden daha önemlisi; önce kendimizi ıslah etmeliyiz! Bunun dışında hiçbir yol ve yöntem bizi özlediğimiz İslâm gençliğini görme hedefimize ulaştıramayacak, yani gençlerimizin bizden git gide daha da uzaklaşarak kopmasına neden olacaktır.

Çağın en büyük düşünürlerinden Sezai KARAKOÇ gibi, böyle bir gençliğin bu topraklarda bir gün mutlaka yeşereceğini ümitle beklediğimi ifade ediyor ve Üstad’ın şu sözleriyle bitiriyorum;

O çocuğu bekliyoruz..! Bu çocuk elbet gelecek! İnsanlık beklenmedik her vakitte olduğu gibi yeni bir atılım yapacaktır. Bu atılımın temel taşı olacak olan yeni insan zuhûr edecek, diriliş gerçekleşecektir. Göze görünmez evrensel tabut parçalanacaktır kuşkusuz. Azgın bir kışı yaşıyoruz. Bunu aşarsak, sabır ve dayanıklılık gösterirsek, bahar ve arkasından yaz gözükecektir. Bir temel yükseltiyoruz. Geleceğin erleri onun üzerine diriliş kemerlerini ve kubbelerini oturtacaktır. Ruhun Ayasofyaları, Süleymaniyeleri yükselecektir yeniden. Diriliş mehteri dünyanın ufkunu metafiziğin marşıyla çınlatacaktır…” (Sezai Karakoç, “İnsanlığın Alınyazısı Bir çocuk”, Gül Muştusu içinde, s. 11, İstanbul: Diriliş Yay. 2008)

İrfan BAYIN

09 Ekim 2020 Cuma: https://www.karabukanahaber.com/yazarlar/irfan-bayin/agac-egriyse-golgesi-dogru-olmaz/494/

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir