Hz. Ebû Bekir (r) ve Hz. Ömer b. Hattâb (r) dönemleriyle kıyaslandığı zaman Hz. Osman b. Afvân (r)’ın son yılları ile Hz. Ali b. Ebî Tâlib (r) dönemleri sıkıntılı dönemlerdi. Sıffîn Savaşı ve Cemel Vak’ası gibi acısı halen yüreklerimizde yaşayan iki örnek bile meramımızı anlatmaya şimdilik yeter. İlk üç halife dönemini görmüş bir zat; kendince bir kıyas yapmıştı. Bu zat özellikle ilk iki halife dönemindeki ortama hasret duyuyordu, Hz. Ali b. Ebî Tâlib (r) zamanındaki kargaşadan da rahatsızdı. Bu kargaşayı da Hz. Ali b. Ebî Tâlib (r)’in yönetim anlayışında bir “kusur” olmasına bağlıyordu.

Bu zat bir gün Hz. Ali (r) ile karşılaşmış. İçinden geçenleri söylemek istiyor, fakat saygısızlık da yapmadan nasıl ifade edeceğini düşünüyordu. Ne de olsa Ehl-i Beyt’in direği olan bir büyük zat idi Hz. Ali (r). Ona karşı “Sen senden öncekiler gibi iyi idare edemedin bu ümmeti!” demek edepsizlik olurdu. Hem içindeki düşünceyi söylemek, hem de Hz. Ali (r)’a karşı saygısızlık yapmadan, onu incitmeden meramını ifade etmek için şöyle demeyi uygun görmüştü;

“-Ey Mü’minlerin Emiri Ali! Ebû Bekir ve Ömer’in zamanları ne güzeldi… Müslümanlar birbiriyle vuruşmuyor, İslam’ın bilinmediği yerlere İslam’ı götürüyor ve fetihler yapıyorlardı… Ahh ne muhteşem zamanlardı o zamanlar…”

Yani “Sen onlar gibi değilsin. Senin yönetim anlayışından dolayı Müslümanlar birbirine girdi…” demeye getiriyordu lafını. Hz. Ali (r) ise adına tarihçi, politikacı, siyaset filozofu, yazar, çizer, entelektüel… ne dersek diyelim, kendisinden sonraki tüm zamanlara adeta “kapak” olacak şekilde, bu sözü söyleyen adama, üzerine doktora tezi çalışılması gereken türden şu cevabı vermişti;

“-Doğru! Ebu Bekir ve Ömer’in devirleri çok güzeldi. Çünkü Ebû Bekir’in de Ömer’in de arkasında ben ve benim gibi adamlar vardı. Benim arkamda ise sen ve senin gibiler var!”

Bu cevap üzerine inşaallah ileride kendimce bir analiz yazacağım. Şimdilik hepimizi bu cevap üzerine düşünmeye davet ediyorum. Ama şu kadarını ekleyeyim; Hz. Ali (r) çok ama çok önemli bir şeyin farkındaydı. Bugün hala fark etmeyenlerin çoğunlukta olduğu bir şeyi; Jenerasyon farkı...

Zira Rasûlullah (sav)’in vefat ettiği 08 Haziran 632 tarihinde dünyaya gelen bebeler, Hz. Ali (r) hilafet makamına geldiği gün 24 yaşındaydılar. Bu gençlerin çocukluk ve ilk gençlik çağları Hz. Ebû Bekir (r) ve Hz. Ömer (r) zamanında geçmişti. Yani 610-632 arasında Rasûlullah (sav) peygamberliğini ilan ettikten vefatına kadarki süreçte yaşanan büyük acıları, işkenceleri, ambargoları, sürgünleri görmemiş, yaşamamışlardı. Onlar Mekke’nin fethiyle birlikte başlayan fütühât döneminin çocukları, Hz. Osman (r) döneminin ergenleriydiler. Kısacası dünü bilmeyen, günü yaşayan, yarınına dair fütürist bakış açısıyla yaşayanlardı… (Nitekim Sultan II. Abdülhamid Han’ı tahtından edenler de 33 yıl önce kendisi tahta çıktığı gün dünyaya gelen bebelerdi..!)

İşte bu Hz. Ali (r) açısından çok dikkate değer bir konuydu. Bugün eğitim-öğretimle, sosyoloji ve psikolojiyle, pedagojiyle, en önemlisi de siyasetle ilgilenen ve siyaset yapan herkesin mutlaka ama mutlaka üzerinde günlerce kafa yorması gereken bir söz söylemişti ani bir kararla hutbeye çıkarak;

“-Çocuklarınızı kendi yetiştirildiğiniz gibi yetiştirmeyiniz! Çünkü sizin çocuklarınız başka bir zamanda doğacaklar (Onları kendi yaşayacakları zamanın şartlarına göre yetiştiriniz…

Bugün bu veciz sözün siyasi, sosyal, ailevi, kültürel… hayatımızın her alanı açısından ne kadar önemli olduğu çok daha iyi anlaşılması gerekir. Ne kadar “din dersi” verirsek verelim, “dün dersi” vermedikten sonra çok da bir şey ifade etmeyecektir (Din dersini de nasıl, ne kalitede verebildiğimiz ise apayrı bir konu).. Manzara ortada..!

Unutmayalım! Sultan II. Abdülhamid Han’ı tahtından indirenler de 33 yıl önce kendisi tahta çıktığı gün dünyaya gelen bebelerdi..!

İrfan BAYIN 

Son Düzenleme: 13 Ekim 2020 Salı (İlk Yazı: 10 Ocak 2020) 

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir