Din Allah’la kul arasında bir vicdan işidir!” sözü doğru mu? Soruyu şöyle de sorulabiliriz; Kur’an’da siyasetle ilgili âyet var mıdır?” Birinci soruya “Hayır, doğru değil!”, ikinci soruya da “Evet, var!” diye yanıtlamak yerine; çocuğuna Kur’an’da geçen bir isim koymak isteyenlerin de dikkati özellikle çekerek, isimleri Kur’an’da geçen şu üç kişiden söz edeceğim…

FİRAVUN, KÂRÛN ve HÂMÂN

“-Kârûn’u, Firavun’u ve Hâmân’ı da (yok ettik.) Mûsâ onlara apaçık deliller getirdi. Fakat onlar yeryüzünde büyüklük tasladılar, ama elimizden kurtulamadılar.” (29/Ankebut-39)

Kur’an’ın açık kimlik ve karakterini ortaya koyduğu bu üçlüyü iyi tanımalıyız…

Bunlar şirk sisteminin kurucu ortakları, zulüm düzeninin baronları, Şeytan’ın yeryüzündeki konsey üyeleridir. Hiçbir şer, zulüm ve sömürü sistemi, yani Kur’an tabiriyle “Tâğût” bu üçlünün izdüşümleri olan kişi ve/ya kurumlar olmadan tesis edilemez…

Kim bunlar ve hangi alt kurulların üst baronları!

KÂRÛN: Dünyada görülmemiş devasa bir servetin sahibi! Allah’ın zekât emrini tebliğ eden peygamberine; “-Bu servet ancak bende mevcut bir ilimden ötürü bana verilmiştir!” (28/Kasas-78) diyerek servetini Allah’tan değil kendinden bilen, fakirleri ‘beceriksiz’ addeden, korkunç bir servet ve servetiyle övünen kibir sahibi bir hadsiz! Ama haksız kazancının elinden gitme tehlikesi ve gayr-ı meşru servet edinme yollarının tıkanması söz konusu olduğunda kesenin ağzını açmakta tereddüt etmeyen, böylelikle gerçek amacını gizlemeyi ve avama “cömert” görünmeyi de başaran bir sembol karakter! Nitekim Allah bu karakter yapısını; “-Şüphesiz o kâfirler servetlerini (insanları) Allah’ın yolundan alıkoymak için harcıyorlar. Daha da harcayacaklar…” (8/Enfâl-36) âyetiyle beyan etmişti. Kısacası Kârûn; şirk ve zulüm düzeninin ekonomik gücü, Firavun’un finans kaynağı, Tâğûtî yapının sponsoru, yani asıl sahibi Allah olan servetini Şeytan’ın emrinde kullanan bir nankördür!

FİRAVUN: Canlı veya cansız herhangi bir şeyi Allah’a eş koşmak, Allah’tan başkasını ilâh edinmek bir yana, yeryüzünde kendini ilâh ilan edip Kur’an’da nakledilen kendi sözüyle; “-Ben sizin en yüce rabbinizim!” (79/Nâziat-24) diyecek kadar kibirli bir müstekbir ve istibdatçı! Allah’ın; “-Şüphesiz Firavun yeryüzünde büyüklük taslamış ve halkını sınıflara ayırmıştı. Bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o bozguncunun biriydi.” (28/Kasas-4) şeklinde bildirdiği üzere; içlerinden biri peygamber olup düzenini yıkabilir ihtimaliyle yüzbinlerce erkek bebeği bir günde boğazlayarak öldürtecek kadar zâlim bir imparator!

HÂMÂN: Çoğunun Tevrat’ta adı geçen kişiyle karıştırdığı, Kur’an’da ise 6 âyette adı anılan, işi Firavun’a danışmanlık olan üst düzey bir bürokrat! Firavun’un zulüm sisteminin güçlenmesi için var gücüyle çalışan, onun halk karşısındaki temsilcisi, zulme dayalı icraatlarının meşrulaştırılması noktasında halk nezdinde kulislerde bulunan, istihbarat toplayabilmek için gerektiğinde ikiyüzlülük yapan omurgasız kişilik! Makamını kaybetmemek için Firavun’un karşısında “İsabet buyurdunuz ekselansları!” diye yağcılık yapan bir şahsiyetsiz! Firavun’un yalakası bir danışman, akademisyen, (gerektiğinde) din adamı, medya sahibi, jurnalci…

Özetle; üç ayak üstünde duran zulüm ve şirk temeline dayalı tâğûtî/şeytanî sistemde Firavun siyaset ayağını, Kârûn ekonomi ayağını, Hâmân da bürokrasi, medya ve din ayağını temsil ve teşkil eder. Bunların biri olmazsa diğerleri de var olamaz. Biri çökerse diğerlerinin çökmesi de kaçınılmaz olan birbirini tamamlayıcı yapı malzemesidir bunlar. Her çağda değişik isimler almış firavunlar, kârûnlar ve hâmânlar var olmuştur, bugün de vardır, kıyamete kadar da var olacaktır…

Firavun kimi zaman Nemrut adını almıştır, bazen Neron, bazen de Siyonist kan emici Ariel Şaron..! Kârûn bugün İMF adıyla kurumsallaşmış, kurduğu ahtapota benzer faizci kapitalist sistem sayesinde çağdaş firavunların maddi iktidarını ayakta tutmaktadır. Hâmân’a gelince; bazen tarihte imparatorları kutsayan bir papaz olarak yaşamış, bazen kupon dağıtan bir gazete olarak görünmüş, kimi zaman ise halka “hoşgörü abidesi” (!) gibi görünen ama kirli yüzü açığa çıkınca hiç acımadan masum insanları bombalayan “vaiz görünümlü” bir terör elebaşı Fethullah Gülen adını almıştır…

Allah ise her Firavun’a bir Mûsâ, her Nemrud’a bir İbrâhîm (as), her Kârûn’a bir Hz. Hârûn (as), her Ebû Cehil’e bir Hz. Muhammed (sav) göndererek daima hakkı bâtıla galip kılmıştır. “-Hak geldi ve bâtıl yok oldu. Zâten bâtıl yok olmaya mahkûmdur.” (17/İsrâ-81) âyeti dün olduğu gibi bugün de geçerlidir ve kıyamete dek de geçerli olacaktır. 21. asrın firavunları, kârûnları ve hâmânları, yani Tâğût’un insanlığı ve tabiatı fare gibi kemiren çağdaş bâtıl sistemi de Allah’ın izniyle çökecektir. Zira Rabbimizin va’di haktır: “-Kâfirler hoşlanmasa da Allah nûrunu tamamlayacaktır.” (61/Saff-8; 9/Tevbe-32, 33)

Peki ya bizler!

Çocuğumuza koyacağımız isim “Kur’an’da geçer mi?” diye araştırma yapan bizler…

 “-Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Tirmizî Fedâilü’l-Kur’an 15) hadisine uyarak “en hayırlı” olmak için cami ve kurslarda Kur’an okuyan/okutan bizler…

Allah’ın “-İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten de men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” (3/Âl-i İmran-104) emriyle içimizden insanlığı firavunlardan, kârûnlardan ve hâmanlardan kurtarıp tüm insanlığın huzuruna vesile olacak bir nesil yetiştirmekle mükellef kılınan bizler… Ve daha başka ‘biz’ler…

Açıkçası; Allah kendi yarattığı firavunları, kendi servet sahibi kıldığı kârûnları, kendi verdiği akılla halkları saptıran hâmânları yok etmek, yani şirke karşı Tevhidi, zulme karşı adaleti hâkim kılmak için, kendi kulları olan bizlere asla ve hâşâ ihtiyacı yoktur!

O halde mesele nedir? Mesele Şeytan’ın Allah’a isyanının bir tecellisi olarak Firavun’la Hz. Mûsâ (as), Nemrut’la Hz. İbrâhîm (as), Kârûn’la Hz. Hârûn (as), Ebû Cehil’le Rasûlullah (sav) arasındaki tarih boyunca süregelen ve sürecek olan hak-bâtıl mücadelesinde nerede saf tuttuğumuz ve kimden yana olduğumuzdur.

Bilinmelidir ki; bî-taraf olan ber-taraf olur! Merhum Muhsin Yazıcıoğlu Bey’in dediği gibi; “Firavun’a karşı olmak yetmez! Hz. Mûsâ (as)’ın yanında olmak gerekir!” Biz hangi tarafta olursak olalım sonuç şudur: Lâ Ğâlibe ill’Allah! Allah’tan başka galip yoktur! Allah’a karşı savaşa girenler hükmen de fiilen de mağluptur! Bu sonuç değişmedi, değişmez ve değişmeyecek de…

Öyleyse biz kendi yerimize bakalım… Kimden yayayız? Firavun’dan yana mıyız, Hz. Mûsâ (as)’dan yana mı? Kârûn’dan yana mıyız, Hz. Hârûn (as)’dan yana mı? Nemrut’tan yana mıyız, Hz. İbrâhîm (as)’dan yana mı? Ebû Cehil’den yana mıyız, Hz. Muhammed Mustafa (sav)’den yana mı? Yani bâtıldan yana mıyız, haktan yana mı? Ve’l-hâsıl Şeytan’dan yana mıyız, Allah’tan yana mı?

Galip olan daima Hz. Mûsâ (as)’ın şahsında da Hz. İbrâhîm (as)’ın şahsında da Hz. Hârûn (as)’ın şahsında da Rasûlullah (sav)’in şahsında da Allah olduğuna göre; biz savaşın sonucundan da sorumlu değiliz, zaferden de! Çünkü biz seferden sorumluyuz, zaferden değil!

Hakkın tarafında ol! O zaman mağlup olsan da asıl galip sensin! Merhum Başbakanımız Prof. Dr. Necmeddin ERBAKAN Beyefendinin “Zafer inananlarındır ve zafer yakındır!” vecizesinin gerçek anlamı da budur.

Yarın söyleme değil eyleme (amele) bakılacak! Şu sağdan verilmesi istenen amel defteri var ya hani! En çok mezarlıklarda okunan Kur’an’ın Kalbi Yasin Suresi’nde ne diyor Allah; “-O gün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder.” (36/Yâsin-65) Ziya Paşa’nın lisanıyla; “Âyinesi iştir kişinin lafına bakılmaz!” Lafla peynir gemisinin yürümediği malum!

Din Allah’la kul arasında bir vicdan işidir.” şeklindeki çok doğru bir sözü, sırf İslâm’ı siyasî sahadan sürgün etmek amacıyla söyleyen “seküler siyaset” yanlıları şimdi kendileri görsün bakalım; Kur’an’da siyasetle ilgili âyet var mıymış yok muymuş? Yahut da şöyle diyelim; Allah-kul ilişkileri noktasında vicdanları ne işle meşgul ve rahat mı acaba?  

İrfan BAYIN

13 Kasım 2018 Salı (Son düzenleme: 19 Ekim 2020 Pazartesi)

Not: Bir türlü vaaz ve/veya vaiz beğen(e)meyen bazı “İslâm-cı” kardeşlerime bu yazımı (vaaz?) beğendi mi acaba? Doğrusu bunu da merak ediyorum!

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir