İnsanları meyhanelere meyhaneciler davet etmiyor, ama davet edilmedikleri halde gidiyorlar. Üstelik gidince çok da para harcıyorlar.

İnsanları diskoya, bara, gazinoya, pavyona o mekânların sahipleri davet etmiyor, ama davet edilmedikleri halde gidiyorlar. Üstelik gidince çok da para harcıyorlar.

İnsanları hipodromlara, kumara kumarhaneciler davet etmiyor, ama davet edilmedikleri halde gidiyorlar. Üstelik gidince çok da para harcıyorlar.

İnsanları kiliselere papazlar davet etmiyor, ama davet edilmedikleri halde gidiyorlar. Üstelik endülüjans kâğıdı (cennet bileti) satın alarak yüklü paralar harcıyorlar.

İnsanları stadyumlara sporcular davet etmiyorlar, ama davet edilmedikleri halde gidiyorlar. Üstelik pahalı biletlerle gidiyorlar. Yetmedi spor TV’lerine abone oluyorlar…

Ama insanlar günde 5 kez dev hoparlörlerden okunan ezan ile davet edildikleri halde camilere gitmiyorlar. Üstelik de bu ilahi daveti duymuyormuş gibi “Cemaati camiye imam çekmeli” diyorlar.

Sorulması gereken şu soruyu neden hiç kimse sormuyor! Niçin ibadet etmek, camiye gitmek için imam tarafından ikna edilmek istiyorlar? Allah ikna edemedi mi bunları (haşa)!

Gidenlerin bazısı da “Namazı uzattı, kısa sure okudu, vaazı 3 dk. uzattı, klimayı açtı, klimayı kapattı, sıcak su akmıyor, seccadelerde figürler var…” gibi sudan sebeplerle gitmemek için bahane arayıp “Beni camiden imam soğuttu!” deyip, camiden uzaklaşmaya imamı sebep gösteriyorlar…

Şeytan işi pisliklerin yapıldığı yerlerde -amiyane deyişle- kazıklandıkları halde “Meyhaneci beni kazıkladı bir daha asla gitmem, kumarhaneci adamlarına beni dövdürdü bir daha gitmem..” demiyor, inadına yapar gibi daha fazla gidiyorlar. Fakat iş camiye gelince; “Beni camiden imam soğuttu!” diyebiliyorlar… Hele bir de merhum Cem Karaca’nın çocukken yaşadığı kötü bir örneği de temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp getirmezler mi! Saçlarımı yolasım geliyor. Üstelik Cem Karaca’ya camide çocukken tokat atan da cami imamı değil, ham softa cinsinden cemaatten biri! (Araştırmak isteyen Cem Karaca’nın videolarına bakabilir. Örnek: https://www.youtube.com/watch?v=UaigJ1GtwaM&t=117s)

Peki, ben de kendimden bir örnek vereyim; 11 yaşımda hafızlığa çalışırken, avucumun içine sopa değil, ayağımın altına falaka yedim. Eve geldim bir de babam dövdü. Üç gün ayağımın üstüne basamamıştım. Yaklaşık 20 senedir de silikonlu tabanlık var ayakkabımın içinde o günün hatırası. Tek suçum da derse 15 dk. geç girmekti. Üstelik de geç kalma nedenim; kursun haziresinde medfun olan İsmail Hakkı Bursevî (rh.a)’in kabrini ziyaret idi. Fakat o küçük yaşıma rağmen ne kurstan, ne Kur’an’dan ne de Hocamdan soğudum. (Merhum Hocam bu şekilde hatırlanmak istemeyebilir diye adını yazmadım. Allah gani gani rahmet etsin. Mekânı cennet olsun.) Bugün de 6.5 yıldır Karabük İl Vaiziyim. Ölüp haşa yeniden doğsam yine o hocamda hafız olmak isterdim, yine vaiz olmak isterdim. Burada kimse eğitimde, hele hele din eğitiminde dayağı savunduğumu çıkarmasın! Asla! Burada konu imam yüzünden camiden soğuma meselesi.

Peki, haydi diyelim ki (meslekdaşlarımın afvına sığınarak söylüyorum) imam itici davrandı, başka cami mi yok? Diğer camiye niye gitmiyor? Onu da geçtim, oruç tutmak için mekâna ihtiyaç yoktur. Zekât vermek için de mekâna ihtiyaç yoktur. Oruçtan kim soğuttu kardeşim bunları? Onu da mı imam yaptı. Eskiden papaza kızıp oruç bozarlardı, imama değil! (Bu sözü de araştırıversinler bakalım ne çıkıyor.) Ya da yılbaşı kutlamaya “Noel Baba” denen Hz. İsa (as)’ın düşmanı hain mi ısıttı bunları ki; bu yılbaşı akşamı bir yılda tüketilen içkinin 12 kat fazlası bu gece tüketiliyor?

Aziz Kardeşim!

Yeryüzünün bütün imamları, vaizleri, din görevlileri bırak dinden soğutmayı, maazallah hepsi dinden çıksa, hatta din düşmanı olsa, sen camiye yine gideceksin, dinini yine yaşayacaksın! Cami imamın tapulu mülkü değil, Allah’ın evi, bilmiyor musun? O halde bilesin ki; “Beni camiden imam soğuttu!” derken, farkında mısın bilmem ama “Beni Allah’ın evinden, Allah’ın misafiri olmaktan, Allah’tan imam soğuttu!” demiş oluyorsun! Sakın seni namazdan, camiden, ibadetten soğutan imam değil de kendi nefsin olmasın..!

Efendim bir köye bir imam gelmiş de kimse namaz kılmıyormuş da sebebini sorunca abdest alırken çizme çıkarmanın zor geldiğini söylemişler de imam da “Siz yeter ki gelin, çizmelerle girin camiye, ayak yıkamasanız da abdest kabuldür!” demiş! Sonra derken efendim; imam değişmiş, yeni imam “Ayakkabıyla camiye girilmez!” deyince; “Senden önceki bizi ayakkabıyla camiye alıştırdı, sen de adam ol da ayakkabıları çıkararak camiye sokmayı başar!” demiş! Miş miş de miş miş…

Bundan daha alçakça nasıl iftira edilebilir bir imama ve nasıl hakaret edilebilir İslâm’a! Hiç kimse de sormuyor ki; “İmam dediğin böyle olur!” diye anlatılan bu laubalilik de nedir? İmam kim oluyor da camiye milleti ayakkabıyla doldurma yetkisi kullanıyor, diye bir Allah kulu sormuyor da tam aksine bu uyduruk “hayalet imam” bu tiplerin “İşte imam böyle olur!” diye favorisi oluyor? Hangi köymüş bu köy? Camiye ayakkabıyla girildiği iddia edilen bu köyden biri çıkıp da “O köy bizim köydü” neden dememiş? Bu köy hangi ilimizin, hangi ilçemizin köyü? Oranın bir müftüsü yok muymuş, imama “Bu ne kepazelik!” diye hesap soran? İmam değil, cemaatten bazıları camiye sandalye getirince millet “Camiler kiliseye döndü!” diye feveran etti. Hangi cami, hangi imammış o “Ayakkabıyla gelin, ayaklarınızı yıkamasanız da abdestiniz kabul olur” deyip milleti camiye sokan? Densizin biri sarhoşken olsa gerek, hayal dünyasında bir “hayalet imam” icat etmiş, binlercesi de bu hayalet imamın cemaati olmaya özenir olmuş!

Yarın Allah camiyi, ibadeti terk etmenin sebebini sorduğunda; “Beni camiden imam soğuttu!” diye, kendini bile ikna edemediğin cevapla, Rabbini ikna edebileceğini mi sanıyorsun! Ya da senin yerine cezayı imam mı çekecek! Eğer imamın da bunda hatası varsa, ki olabilir, onun çekeceği ceza senin cezanı ne hafifletir, ne de cezadan muaf tutar… Kimse kimseyi, hele kendini kandırmasın!

İrfan BAYIN 31 Aralık 2019 Salı

Karabük İl Müftülüğü Vaizi

NOT: Bu yazı birilerinin iddia ettiği fakat ispat edemediği gibi; velev ki “çelişkilerle dolu” olsun, eksiğiyle fazlasıyla şahsıma aittir. Paylaştığım tarih ve saat: 31 Aralık 2019, Salı: 01.07. Yazının Linki: BENİ CAMİDEN İMAM SOĞUTTU (Facebook)

Diyanet Camiamızdan binlerce meslekdaşımın bu yazıyı sosyal medyada “Paylaş” butonuna basarak doğrudan benim sayfama gönderme yaparak ya da “kopyala yapıştır” yöntemiyle, fakat altına benim adımı yazarak paylaşmış olmasından mutluluk duydum. Özellikle göreve yeni başlayan meslekdaşlarımızın bir kısmı yazıda değinilen “psikolojik baskı” yaşıyorlar. Dedikleri gibi “ruhlarına tercüman” olabilmişsem buna da sevinirim. Bu sebeple olsa gerektir binlerce teşekkür aldım. Ben de gördüğüm hakaretamiz bir paylaşım üzerine bir anda karalayıverdiğim bu doğaçlama yazımı paylaşmaya değer bulan kardeşlerime sonsuz teşekkürler ediyorum…

Ancak bu yazıyı sanki kendi yazmış gibi sosyal medyada altına kendi adını yazarak paylaşan, üzülerek ve utanarak ifade ediyorum; çoğu da camiamızdan olan birçok kişi de tespit ettim. Üstelik ekleme-çıkarma gibi içeriğe müdahaleler de yapmışlar.

Daha da utanılacak olan şu: “-Kalemine sağlık tebrikler, ne güzel yazmışsınız…” diye yorum yazanlara “-Estağfirullah ne demek ilginize teşekkür ederim.” diye tebrik kabul edilmesi! Yazının sahibi olarak ben de teşekkür yazıyorum, sahibi olduğumu bilmiyor bana da aynı yanıtı veriyor. Bir defasında da bu türden yazıyı kendine mal edenlerden birinin numarasına ulaşıp aradım, “-Bu yazıyı siz mi yazdınız?” diye sordum, “-Evet” dedi. Tebrik ettim, bana da; “-Estağfirullah ne demek!” dedi. Sonra da WhatsApp ile gönderdiğim kendi sayfamın linkini açmasını söyledim. Açtığıyla telefonu yüzüme kapatması bir oldu. Bir başkası ise aynı şekilde link gönderdikten sonra beni kendi arayıp pişkin pişkin; “-Yanlışlık olduysa ne olmuş yani Müslümanın malı ortaktır!” diyerek bir de bana ders vermeye kalktı. Fakat vaiz olduğumu ve bu tavrı dolayısıyla ekran resimlerini kurum amirine göndereceğimi söyleyince bu defa “-Aman yapmayın Sn. Vaizim! Vallahi özür dilerim!” dedi ve o diklenen şahıs yumuşayıverdi ve anında paylaşımı sildi! Hele biri vardı ki; “Hafızlığa çalıştığın kurs hangi şehirde?” diye sordum, en azından “Bursevî” nisbesinden “Bursa” diye çağrışım yapıp cevap verebilirdi, ama “-Sen sorgu sual meleği misin kardeşim! Çok meraklıysan araştır!” deyip kapattı!

Bir yazı paylaşılmışsa amacı daha geniş kitlelere ulaşmaktır. Adı üstünde: PAYLAŞIM.

Ama bir yazı paylaşılacaksa;

1) “Paylaş” butonu kullanılarak paylaşılır.

2) “Kopyala yapıştır” yapılmışsa yazının altına yazanın ismi yazılarak paylaşılır.

3) Yazanın ismi bilinmiyorsa “Alıntı” yazılarak paylaşılır.

Bu üçü de ahlaklı ve adam olmanın bir gereği ve göstergesidir. Bir adam (!) kendi yazmadığı yazının altına adını yazıp tebrik kabulü yapıyorsa bu; hırsızlıktır, acizliktir, komplekstir..! İstiklal Marşı’nın altına bile utanmasa kendi adını yazar bu tipler!

Son olarak açıkça ifade ediyorum: Bu veya bir başka yazımı, link göstermeden, ad-soyad ve unvanımı belirtmeden, “paylaş” butonuna basmadan kısaca; kendi yazmış gibi kendine mal edenlere dava açacağım. Zira internet sitemde ve sosyal medya hesaplarımda yer alan bütün içeriklerim 5846 sayılı “fikir ve sanat eserlerini koruma kanunu” kapsamında korunmaktadır. Site’mdeki hiçbir doküman, sayfa, grafik, tasarım ve diğer unsurlar izin alınmaksızın kopyalanamaz, başka yere taşınamaz, kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz, internette veya her ne şekilde olursa olsun izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz ve kullanılamaz.

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir