Bütün Müslümanlar Allah’ın varlığına ve birliğine inanır. Zaten Müslüman olmanın en temel şartıdır Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak. Peki, varlığına inandığımız Allah’ı seviyor muyuz ya da ne kadar seviyoruz? Ma‘rifetullah’ı eksik olanda Muhabbetullah hâsıl olmaz. Yani Allah’ı hakkıyla tanıyamayan O’nu layıkıyla sevemez. Allah’ı layıkıyla sevemeyince de “Allah yokmuş gibi” yaşamak kaçınılmaz olur. Asıl meselemiz de budur.

Bunun en önemli nedeni “Allah Tasavvuru” noktasında ciddi sorunların olmasıdır. Bir Allah tasavvurunun oluşabilmesi için “Ma’rifet” (Allah’a dair bilgi) sahibi olmak şarttır. Allah’a dair bilgi eksik ve/veya yanlış olunca, doğal olarak Allah tasavvurunda da sakatlıklar oluşur. Şimdi Allah’a ilişkin yanlış ve eksik bilgilerden kaynaklanan çarpık ve bâtıl inançlara birkaç örnek verelim.

Allah her şeyi yaratarak bir düzene koyduktan sonra bulutların arasından kendi senaryosunu izleyen, “emekliye ayrılmış” ulu bir varlık…

Biri bir haksızlığa maruz kaldığında intikam alan…

Sınav öncesi kendisine başvuru yapılması halinde başarı veren…

İcralık olanların alacaklılara borcunu ödeyen bir hazinedar…

Düşman şahıs, grup ya da milletleri yok etmek için ordularını sevk etmesi istenen bir ‘özel kuvvetler komutanı’…

Baş sıkışınca veya olması arzu edilen ama güç yetmediği için sonuç elde edilemeyen haller söz konusu olunca dilekçe yazar gibi kendisine istek listesi sunulan, şayet ‘ikna edilebilirse’ (!) dua edenin arzu ve isteklerini gerçekleştirme gücü olan bir süper kahraman…

Kısaca O insanı çağırınca değil, insan O’na ne zaman ihtiyaç duyarsa o zaman devreye giren, ne zaman devreye gireceğine bile kişinin karar verdiği, (haşa) kuldan talimat bekleyen bir varlık…

Yağmura mı ihtiyaç var? Yağdırmalı, hem de biz ne kadar istiyorsak o kadar yağdırmalı! Para mı lazım? Çok vermeli. Çocuk mu istiyoruz? Biz ne zaman kaç adet istersek kararı biz verelim o da o kadar versin! Biz karar vermeden O asla çocuk yaratmamalı zaten! Biz istemeden o yaratırsa, kolayı var, bir neşterle ana karnında öldürür, o’na iade ederiz olur biter!

Özellikle gençlere ve çocuklara “Allah’ı nasıl tanıyorsunuz?” sorusu sorulduğunda verdikleri cevaplardan anlaşıldığı kadarıyla onların önemli bir kısmındaki Allah algısı da şöyle; yaramazlık yaptığında “Allah seni taş yapar!” (!) diye minnacık ve tertemiz zihinlere anne-babaları tarafından varlığıyla korkutulan, “Acaba beni ne zaman taş eder!” korkusunu yaşatan bir öcü… Özellikle bu sonuncusu onların bir kısmında “Takva” anlamında bir Allah korkusu değil, bir psikolojik bozukluk olan “Fobi” türünden bir Allah korkusuna neden olmuş durumdadır. Böyle olunca da hem biyolojik hem de sosyal açıdan gelişip güçlendikleri, yani kendi ayakları üstünde durabilecek bir zamana erdiklerinde, kısaca kendilerine özgüven geldiğinde nasıl karanlık fobisini yenebiliyorlarsa; Allah’a dair fobiye dönüşen içlerindeki bu fobiden de kurtulmaya başlıyorlar. Bunun anlamı da; “Allah’tan bağımsız ve uzak bir yaşamın başlaması” demektir. [1] Nedense çocukları taş yapan o Allah, büyükler ne büyük hatalar, ne ağır günahlar, haramlar işlerse işlesinler “O çok bağışlayıcıdır.” ayetlerine bakılarak ebeveynleri ve yetişkinleri sürekli “anlayışla karşılayan” bir Allah’tır!

Çoğu zaman “Allah’ı işe karıştırma!” denir ve hayata, gündelik işlere karışması da istenmez!

Bize para versin, ama nereden kazanıp nereye harcayacağımıza karışmasın! Bize kız evlat versin, ama ne isim koyup nasıl giydireceğimize, nasıl düğün yapacağımıza karışmasın! Bizi kadın-erkek diye yaratsın, ama ilişkilere mahremiyet sınırları koymasın! Bize camide namazda “pantolon çekersek kabul olur mu olmaz mı?” diye karışsın (gerçi artık buna da karışsın istemiyoruz ya!) ama bankada faiz alıp verirken karışmasın! Camide karışabilir ama sokakta, çarşıda, caddede, bankada düğün salonunda bize karışmasın! Saç versin örtüye karışmasın, örtünürken bile hangi modaya göre örtüneceğimize karışmasın! El versin ne tutacağımıza, göz versin nereye bakacağımıza, mide versin ne içeceğimize karışmasın! (Hâşâ ve kellâ) insan mı Allah’ın rabbi, yoksa Allah mı insanın Rabbi!

Allah sadece domatesi kesince içinden adı Arapça harflerle yazılmış olarak karşımıza çıksın! Arılar bal peteklerine O’nun Arapça adıyla yazılı desen verince görünsün bize sadece!

Bir kurban Bayramı sabahı Güney Amerika semalarında ‘koç şeklini almış bir bulut’ şeklinde tecelli etsin! Bitkilerin klorofil maddesinin dozunu ayarlasın, ağaçlara renk ve şekil versin, güneş ile dünya arasındaki mesafeyi belirlesin! Kısacası bizden çok uzaklarda, uzayın derinliklerinde ne iş yaparsa yapsın! Hayatımıza karışmasın da ister domatesin içinden çıksın, ister gökyüzünde koç figürü olarak yansısın, ister arı peteğinde gözüksün! Tabi Hıristiyanlar da boş durmayıp domatesin içinde istavroz figürü bulduklarını gösterince, ya da arılar haç figürüyle petek imal ederince bu zihniyet ne yapar bilinmez! Maazallah -hâşâ- hangi din haktır diye tartışma başlatırlarsa şaşmayın!

Bu ne çarpık, ne sakat bir Allah tasavvurudur! Doğrusu Ebû Cehil’de de bu kadar bir Allah inancı vardı! “-Onlara; ‘Gökleri ve yeri yaratan, güneşle ayı emre itaatkâr kılan kimdir?’ diye sorsan, ‘Elbette Allah’tır’ derler.” (29/Ankebût-61) Dahası müşrikler de namaz kılar, kurban keser, hac yaparlardı. Öyle ki; hac onların sosyal, siyasi, ekonomik hayatlarında en büyük önem verdikleri bir ibadetti! [2] Ama bir büyük yanlışları vardı! Onlar yaratıcı olarak inandıkları Allah’ı Rab olarak kabul etmiyorlardı. Rab; “Yöneten, eğiterek terbiye eden mabud” demektir.[3] “-Hamd Âlemlerin RABB’i Allah’a mahsustur.” (1/Fâtihâ-1) diye başlayan Kur’an’ın iniş sırasına göre ilk ayetinde de “-Yaratan RABB’inin adıyla oku!” (96/Alâk/1) buyurarak, Allah kendinden Rab diye söz etmiştir.

Bu ilk ayetlerin asıl mesajı maalesef İslâm’ın eğitim ve öğretime verdiği öneme örnek olarak gösterilmesinin gölgesinde kalmıştır. Türlü ahlâksızlıkların zebunu olmuş bir topluma Allah’ın ilk mesajının ‘ilmin önemi’ olduğunu düşünmek, daha en başta Kur’an’ın mesajına kendimizi kapatır. Kur’an daha ilk ayetinde; her şeyi yarattığına inandıkları o Allah’ın her şeyin yöneticisi olduğuna dikkatleri çekiyordu. Evreni yaratmakla kalmayıp (el-Hâlık), yönetenin de (Rab) Allah olduğu gibi, bireysel ve sosyal tüm yönleriyle insanın eğitim ve yönetim yetkisinin de biyolojik olarak insanı kan pıhtısından (alâk) kim yarattıysa onun olduğunu mesajını veriyordu. Yani Allah insan hayatının yönetimine el koyuyordu. “Yaratan Allah” yerine “Yaratan Rab” ifadesi, insanın bireysel ve sosyal hayatını yönetme (rubûbiyet) yetkisinin de yaratılan insana değil, yaratan Allah’a ait olduğunu vurguluyordu. Allah’ın, okuma-yazma bilsin bilmesin, akıl sahiplerinden “Oku!” emriyle istediği “okuma” biçimi gerçekte buydu…

Bazen bizi olmadığımız şekilde anlayanlara “Beni benden tanı, başkasından değil.” diyoruz da; acaba biz Allah’ı Allah’tan mı öğreniyoruz, yoksa kendi zihnimizde kendi istediğimiz şekilde bir Allah tasavvuru mu oluşturuyoruz? Allah’ı okuyor muyuz? Allah hakkında okuyor muyuz?

Apaçık belli ki biz Allah hakkında büyük bir yanılgı içindeyiz. Zaten Allah da bunu soruyor bize ve “hesaba çekilmeden evvel kendimizi hesaba çekip” ahirette kaçamayacağımız bu şu soruyu ölmeden önce bir an evvel yanıtlamamızı istiyor; “-Ey insan! Yüce Rabbin hakkında seni aldatan nedir?” (82/İnfitar-6)

O halde şu Rabbânî ikazla bitirelim; “-Ey insanlar! … Dikkat edin! (Şeytan) Allah hakkında sizi aldatmasın.” (35/Fâtır-5)

İrfan BAYIN

25 Ekim 2020 Pazar (İlk Yazım: 10 Mayıs 2016 Salı)

DİPNOTLAR

[1] Bkz: İrfan Bayın, “Allah Korkusu mu Allah Fobisi mi?” http://www.irfanbayin.com.tr/?p=952 (Son erişim; 25.10.2020/18.00)

[2] Müşriklerin Allah inancı ve ibadetleri konusunda Bkz: İrfan Bayın, “Allah’ı İşe Karıştırma” http://karabukmeydanhaber.com/allahi-ise-karistirma/ (Son erişim: 25.10.2020/18.20) ayr.bkz: http://www.irfanbayin.com.tr/?p=1174 (Son erişim: 25.10.2020/18.25)

[3] Râğıb el-İsfahânî, el-Müfredât, Thk: Adnan Davudi, Dımaşk-2009, s. 336

Paylaş

2 thoughts on “ALLAH HAKKINDA YANILMAK!”

  1. Teşekkür ederim güzel insan. Rabbim ilmini sadakai cariye olarak kabul etsin. İnsanların uyanışına vesile olsun.

Arif gül için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir