Filistinli Araplar topraklarını Yahudilere parsel parsel kendileri sattılar. Satmasalardı İsrail devleti kurulamazdı…”

Pek çok insan sözüm ona ‘bilinçli Müslüman’ olma adına sahihliği kanıtlanmış onlarca hadisi aklı almayınca “Bu sözü Rasûlullah (sav)’in söyleyip söylemediğini nereden bileceğim, ne malum uydurma olmadığı!” gibi bir uçuk sözle sorgulayıverir veya en yetkin tefsir kaynaklarında aktarılan bilgileri (kelimenin Tefsir Usûlü açısından ne anlama geldiğini de bilmeden) “Bunlar uydurma ve ‘İsrailiyyât’ türünden nakillerdir, ben kabul etmiyorum!” diye hemence reddediverir. Ama nedense siyonist İsrail’in, kendi gayr-ı meşruluğuna sözde-meşruiyet kazandırmak için -amiyane ifadeyle- en baba israiliyyât sayılabilecek olan yukarıdaki ifadeyi hiç sorgulamadan kabul eder…

Ne zaman Kudüs’ten, Mescid-i Aksa’dan, İslâm Birliği’nden söz açılsa pek çok kişi bu pek meşhur ve bir o kadar yalan olan bu sözü dile getirir. Bizim insanımız birçok şeye hiç sorgulamadan inanır. Oysa bilmek ile inanmak arasında Kant epistemolojisi açısından fark vardır…

Hırsız “Ben çaldım!” der mi? Elbette “O sattı ben aldım” diyecek!

Yazımın dirayet düzeyini düşürmek istemem, ama işi acele okuyucular için ilmî reddiyelere girmeden önce avamî bir örnek vereyim; (hakkındaki rezervimi mahfuz tutarak konuşuyorum) Kemal Sunal’ın başrol oynadığı “Üç Kâğıtçı” adlı bir film vardır, izlemeyen de çok azdır. Sunal, babasından kalan tarlaları üzerine alıp paraya çevirdikten sonra tekrar Almanya’ya dönmek üzere köyüne gelir. Miras mallarıyla ilgilenmekte olan akrabası ise Sunal’ın “enayiliğinden” yararlanarak, dalavereyle tarlaları zimmetine geçirmiştir. Sunal, akrabasına babasından miras kalan tarlaları satıp geri dönmek istediğini söyleyince, sahtekâr akraba “-Baban sen yokken kumara alışmıştı. Çok kumar borcu vardı. Kumar borçlarını ödemek için o tarlaları bana sattı. Artık o tarlalar senin değil, benim.” demişti…

İşte bizim belgelerle değil de rivayetlerle (biraz da ideolojik takıntılarından kaynaklanan bir psikolojiyle) konuşan kimi kardeşlerimiz de siyonist İsrail’in kendini meşru göstermek maksadıyla uydurduğu; “Tarlalarını bize Filistinliler kendileri sattı. Biz de altın ile ödedik.” yalanına aynen bu şekilde inanmışlardır. Çünkü Bir-leş-miş Milletler’de o vakitler “Self-determinasyon” (kendi kendini yönetme/bağımsızlık ilan etme) hakkı (!) arayışı içindeydi…

Tarih yazımında “Tarihi galipler yazar mağluplar okur.” diye bir ön-kabul vardır. Biz de bize dayatılan tarihi okuyoruz, hatta okumadan rivayetlere inanıyoruz. Şimdi geliniz bu dosyayı masaya bir yatıralım…

Önce birkaç alıntı yapalım. Ancak alıntı yapacağımız ifadelerin sahibi hakkında çok kısa bir bilgi paylaştıktan sonra…

1952’de Sorbonne Üniversitesi’nden felsefe dalında, 1954’te SSCB Bilimler Akademisi’nde bilim dalında doktor unvanı elde etti. Fransız Komünist Partisi’nde etkin bir konumda yer aldıktan sonra partiden ayrıldı. Fransa Parlamentosu’nda milletvekilliği, senatörlük, milli eğitim komisyonu üyeliği ve meclis başkan yardımcılığı gibi görevler yaptı. Aktif politikadan sonra akademisyenliğe devam etti. Emekliliği sırasında pek çok akademik eser yayımladı. 1982’de de Müslüman oldu…

Bakınız “Siyonizm Dosyası” adlı eserinde bu önemli zat neler söylüyor;

“İsrailli siyonist yöneticiler Birleşmiş Milletler’i kolayca yola getiriyorlardı. Zira bu örgütün (BM) büyük çoğunluğu Filistin’deki siyonist cinayetlerin destekçiliğini yapıyordu.” (s. 51)

“İsrail devletinin sadece BM tarafından yaratıldığını söylemek yanlış olur. Bu devlet BM’nin ‘legal’ gördüğü Hagana, Irgun, Stern Grubu adını taşıyan terör örgütlerinin oldu-bitti katliamları ile yaratılmıştır. (s. 52)

“İngiliz kabinesindeki tek Yahudi Bakan olan Lord Montagu bile ‘Tek amacımız İngiltere’de görmeye tahammül edemediğimiz Yahudileri Filistin’e sürmekti.’ demişti.” (s. 60)

“Stern terör örgütü yetkililerinden Nathan Yalin Mor; ‘İngilizlerin bu amacı, bütün Yahudileri bir araya getirme projemize yani siyonizme çok uygundu. Almanların bir hedefi olan Avrupa’nın tamamını bütün Yahudilerden temizleme amacına da uygun düşmekteydi. (s. 59)

“İçinde münbit tarım alanları olan Filistin topraklarının çöl olduğunu iddia ederek, İngilizlerin desteğini de arkalarına alarak bölgeye geldiklerinde; bu kolonyalist girişime karşı Araplar 1936 ile 1939’da aynı anda hem İngiliz emperyalizmine hem Yahudi sömürgeciliğine karşı başkaldırdıkları sırada bu geleneksel anti-kolonyalist Arap hareketi, siyonist milislerin yardımıyla İngiliz ordusu tarafından bastırılarak katliam yapıldı.” (s. 61)

“Gaye sadece yerli Arapları sömürmek değil, onlara egemen olmaktır. Arapları toprağından atmak, işini elinden almak, arazileri direnenleri öldürerek gasp etmek, göçe zorlamak ve böylece Arapların kendi topraklarında siyasi bir güç olmasını önlemektir. Zira İsrail’in siyasi siyonizminin sloganları şöyledir: Burası Yahudi Toprağı, Ürünler Yahudi Emeği, Burası Yahudi Devleti.” (s. 61)

“BM’nin gerçekçi olduğu için görevine son verip bölgeye gönderdiği elçi Compte Bernadotte: Siyonistler her yanı yağma etmişler, hiçbir askeri gereklilik olmadığı halde Filistinlileri katledip köylerini yakıp yıkmışlardı.” (s. 50)

Örneğin; 09 Nisan 1948’de Ortodour Kasabası’nda yaşayan 245 kişi (kendilerine soykırım yaptığını iddia ettikleri) Nazilerin yöntemine yaraşır bir metotla kadın, erkek, çocuk, yaşlı demeden, Menahem Begin’in komuta ettiği Irgun terör kıtası tarafından yok edilmişti. Adı geçen terör kıtası komutanı ‘İsyan: Irgun’un Tarihi’ adlı kitabında şunu itiraf etmiştir; “-Eğer Deir Yassin zaferimiz olmasaydı İsrail devleti de kurulamazdı.” (s. 49-50)

“(Katliamlarla boşaltılan Filistinlilerin köylerine Yahudilerin yerleşimini sağlamak amacıyla) 29 Kasım 1947’de BM Umum Heyeti Filistin’in bölünmesi kararını almıştı. Bu tarihte Yahudiler Filistin halkının sadece % 32’sini oluşturuyordu ve Yahudilerin toprağı da yüzölçümün sadece % 5,6’sı kadardı. BM Umum Heyeti kararıyla Siyonistler böylece (tam on misli büyüklükte olacak şekilde) % 56’lık bir toprak sahibi olmuşlardı. Filistin’i bölme kararı alındığı 29 Kasım 1947’de İngiliz manda yönetimine artık gerek kalmamıştı. İngiliz manda yönetiminin fiilen sona erdiği 15 Mayıs 1948’de Siyonist Terör birlikleri; Yafa, Saint-Jean d’Acre gibi Araplara ayrılmış yerleri de ellerine geçirmişlerdi…” (s. 48-49)

“(Oysa) İngilizlerin 31 Aralık 1922’de [Dikkat: Osmanlı Devletinin ‘resmen’ kaldırıldığı tarihten sadece 38 gün sonra/İ. B.] yaptığı nüfus sayımı sonucu şudur; Filistin’deki toplam nüfus 757.000’dir. Müslümanlar 590.000, Hıristiyanlar 73.000 olmak üzere Arap nüfus 663.000’dir. Yahudiler ise sadece 83.000 kişi. Bu sayıma göre % 89 Arap, % 11 Yahudi. Ayrıca hatırlatmak yerinde olur ki; dünyayı yanıltmak için çöl olduğunu iddia ettikleri topraklar, o tarihlerde tahıl ve narenciye ihracatı yapan ülke idi. Sadece Narenciye konusunda Temmuz 1937’de Sömürgeler Bakanı Peel’in İngiliz Parlamentosuna sunduğu rapora göre Filistin’de bu zirai gelişmeler en ileri örnekti. O tarihten sonra gelecek on yıl içinde (1947’ye dek) genel dünya tüketimine göre üretim, yılda 30.000.000 sandık hesabıyla dağılım şu şekildeydi: Filistin 15 Milyon sandık, B. Amerika 7 milyon sandık, İspanya 5 milyon sandık ve diğerleri (Kıbrıs, Mısır ve Cezayir) toplam 3 milyon sandık. Bu gösterge ve dayandığı veriler, Peel Raporu’nun 8. ve 19. bölümlerinde ve 214. Sayfasındadır.” (s. 38)

Filistin topraklarında yerli Arapların toprak sattığı iddiasına dayalı coğrafi ve tarihi bir boşluk bulunduğu efsanesi siyonist İsrail’in yayılma, el koyma ve baskı siyasetini “doğrulama-meşrulaştırma” amacıyla uydurulmuş bir y a l a n d ı r. (s. 39)

—————————————————-
Belge, kanıt, tutanak, resmi rapor gibi kaynaklara dayalı daha birçok pasaj aktarmamızın mümkün olduğu bu kadar alıntı, bir sosyal medya paylaşımında, Saygıdeğer Halkımızın ciddi bir kesiminin maalesef inandığı “Filistinliler parsel parsel altın karşılığında Yahudilere toprak sattı” sözünün bir iftira ve yalan olduğunu kanıtlamak için yeterlidir kanaatindeyiz.

Böyle bir çalışma yaptığı için ölüm tehditlerinden farklı ülkelerde Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanıp ceza almaya kadar birçok sorun yaşamış olan ve 1982’de Müslüman olmakla şereflenen merhum Roger GARAUDY’nin (1913-2012) sayfa numaraları vererek iktibaslar yaptığım eserini mutlaka okuyunuz…

Roger Garaudy, Siyonizm Dosyası, Çev: Nezih Uzel, 6. Baskı, İstanbul: Pınar Yay. 2017

Eserin özgün adı: L’affaire Israël: Dossıer Sıonisme

Yazarın ayrıca: İsrail Mitler Ve Terör, Çöküşün Öncüsü ABD, Batı Terörizmi ve Amerikan Efsanesi gibi eserleri de tavsiye olunur..

(Bu tür bir yazısı dolayısıyla bir arkadaşımızın sayfası sıkıntı yaşadı, şikâyet edildi ve sonuçta Facebook tarafından “anti-semitizmi kışkırtıcı” olduğu gerekçesiyle kapatıldı. Bakalım bizim sayfa ne olacak.)

14 Mayıs 2018 Pazartesi

İrfan BAYIN

İsrail’in devlet olarak resmen dünyaya baş belası olduğunun ilan edilişinin 70. Yıldönümü dolayısıyla yazılmıştır.

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir