Başlığımız 18 Ekim 2019’da vefat eden şair ve düşünür merhum Nuri PAKDİL’in bir sözüdür.

Okumadan atıp tutarsa biri, hele bilgisi olmadığı konularda fikir beyan etmeye kalkarsa insan; biri çıkar okuduğu kitaplardan birini o insanın koltuğunun altına koyar “Öğren de gel!” deyiverir, o da madara olur, bir daha da kolay kolay ağzını açamaz!

İmam Gazâlî’nin bir sözü vardır; “Ne zaman bir âlim ile tartıştıysam ona galip geldim, ne zaman bir cahil ile tartıştıysam o bana galip geldi.”

İmam Gazâlî gibi dönüm noktası olmuş bir büyük dâhinin sözünün üstüne söz söylemeyi kendime yakıştırmam. Sadece onun sözünü doğru anlayabilmek açısından şunu ifade edeyim;

Gazâlî bu sözüyle “Cahile meram anlatmanın boş, onlarla tartışmanın gereksiz olduğunu…” kastetmiştir. Cahil ise “bilmediği halde bildiğini sanan” kişi demektir, “bilmeyen” demek değildir. Zira bilmeyene öğretmek ilim ahlakının en önemli esaslarındandır ve “ilmin zekâtı” sayılır. Şunu da eklemekte yarar var;

İster âlim olsun ister cahil olsun birileriyle tartışmak için ilim tahsil edilmez! Rasûlullah (sav) “-Kim âlimlerle tartışmak veya halkın gözüne girmek için ilim tahsil ederse cehennemdeki yerine hazırlansın.” (Tirmizî İlim 6) buyurmuştur.

Gazâlî “âlimlerle tartışmak, âlimlere galip gelmek…” derken bu hadis-i şeriften habersiz değil. Bilakis eserinde bu hadis bizzat kendisi de nakleder. “Tartışma” ile kasdettiği “Öğrenmek için soru sorma, negatif soru yönelterek âlimi konuşturma” yöntemidir. “Âlime galip gelmek” ile de “âlimi konuşturarak onun ilminden nasiplenmek” anlaşılmalıdır. Aksi halde cahil ile tartışınca cahil onu yeniyor, âlim ile tartışınca da kendisi âlimi yeniyor ise; kendisi de âlim dediği kimselerden “Cahil!” yaftası yapıştırılacak hale düşerdi. El-hâsıl; ilim Allah’tan hakkıyla sakınmak (müttakî olabilmek) için bilgiyi hikmetle tahsil etmektir. Cahille ya da âlimle tartışmak için değil!

Bir diğer nokta da “ilimle kibirlenmek” hususudur. İyi bilinmelidir ki; ilim ile kibirlenmenin (tekebbür) mal veya makam ile kibirlenmekten hiçbir farkı yoktur. Ne diyor şu bizim Yunus;

“İlim ilim bilmektir / İlim kendini bilmektir / Sen kendini bilmez isen / Bu nice okumaktır.

Rabbim bizi; “-Kulları içinde Allaha karşı derin saygı ve azameti karşısında ürperti içinde (haşyet/huşû) olanlar ancak âlim olanlardır.” (35/Fâtır-28) buyurduğu, yani insanların değil Allah’ın “Âlim” buyurduğu âlimlere layık talebe olabilmeyi lütfeylesin…

Önemli bir konuya daha değinmek istiyorum; lütfen “kendini övmek” olarak algılanmamasını istirham ederim…

Ülkemizde kitap okuma oranları dikkate alındığında, bugünden itibaren ölünceye kadar değil kitap, bir takvim yaprağı dahi okumasam, bugüne kadar okuduklarım öyle veya böyle hayatımın sonuna kadar idare ettirir. Buna rağmen son altı ayda kitap masrafım 1300 TL. Kitaplara parayı da vitrin süslemek için vermiyorum. Şahitlerim var, resmi görevim, kurum dışı görevlendirmelerim, sosyal medya paylaşımlarım, bunların öncesi ve sonrasında yaptığım işlere rağmen son üç ayda günlük okuma kapasitem ortalama 100-130 sayfanın altına inmiş değil. Üstelik okuduklarım da bir çırpıda okunur türden roman, hikâye değil… Nasıl kitap okuduğumu bilen yakın dostlar bilirler ki; iki renk fosforlu kalemle ve bazen cetvelle çizerek, kenarlara notlar yazarak, bazen de bir ajandaya notlar alarak kitap okurum. Ne var ki; kendimi hala kendime bile yetmez bulurum. İmam-ı A’zam Ebû Hanife (rh.a)’e isnad edilen bir kelâm-ı kibâr vardır, ilim tahsil etme noktasında ilke edindiğim sözlerden biridir; “Bilmediklerimi ayağımın altına koysalar başım Arş-ı Âlâ’ya değerdi!”

Bir söz, hele Rasûlullah (sav)’den hadis zikrederken; “Bu hadisin kaynağı nedir?” diye sorusa “Ne cevap veririm!” endişesiyle, bildiğim yer bile olsa açıp bakmadan yazmaya korkarım. Kendime dair bu açıklamaları şunları ifade edebilmek için yazdım;

Bakıyorum da ortalık “İnternet mollası, Facebook âlimi, Twitter aydını” dolu! Doğrusu büyük cesaret! Hele İslâm’ın “İ” sinden haberi olmayan bir kısım “ashâb-ı şimal” İslâm hakkında asıyor kesiyor! Buna mukabil bir kısım “ashâb-ı yemin” de batı ve batı düşünce tarihi hakkında bilmeden yazıyor çiziyor! Ne diyelim! Demek ki ruh sağlıklarına iyi geliyor asıp kesmek, atıp tutmak! Ruh sağlığı yerinde olsun da okumak da ne oluyormuş! Ne gerek var değil mi yani!

Hz. Ali b. Ebi Tâlib (r)’ın vecizleriyle bitsin bu sıkıcı paylaşım… İlim bakımından insanlar 4 sınıftır: 1) Çok şey bilen, çok şey bildiğini de bilenler. Bunlardan istifade ediniz. 2) Çok şey bilen, fakat çok şey bildiğini bilmeyenler. Bunlar gafildir, gafletten uyandırın faydalı olsunlar. 3) Hiçbir şey bilmeyen, fakat hiçbir şey bilmediğini bilenler. Bunlar ilme susamıştır. Onlara ilim öğretiniz. 4) Hiçbir şey bilmeyen, hiçbir şey bilmediğini de bilmeyenler. Bunlar kendini çok bilmiş zanneder. Bunlarla zaman kaybetmeyiniz!”

Hz. Ebu’l-Hasaneyn (r) bir diğer veciz sözünü şairane bir üslupla şöyle ifade etmiştir; Lev kâne’l-câhilü fi’l-cenneti cârâ // Leteraktü’l-cennete v’ahtertü nâra (Cahil, cennette komşum olsa; cenneti terk eder cehennemi tercih ederim.)” (Nehcü’l-Belağa)

İrfan BAYIN

09 Kasım 2020 Pazartesi (İlk Yazım: 03 Kasım 2019 Pazar)

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir