Doğru söyleyen kişi, yalanlara inandırılmış/kandırılmış dokuz köy halkı tarafından kovulur. Ama onuncu köy ahiret… Orasını düşünen çok az tabi, o da başka mesele. Peki niçin?

İnsanları kandırmak, kandırıldıklarına ikna etmekten daha kolaydır.” demiş Marc Twain; 

Kandırılmış kişi, kandırılmış olduğunu anladığında bununla birlikte bir şey daha anlamış olur. O da “aptal/enayi” yerine konmuş olduğudur. Mesele kandırılmış olmak değil alay edilmiş olmaktır. İşte asıl mesele bu durumu kabullen(e)memektir. Bu nedenle pek çok insan kandırılmış olduğunu kabullenmek istemez.

İnsan, birilerinin kendini kandırdığını, yani aptal yerine konulup alay edildiğini düşünmek ve dolayısıyla kendisine saygısını yitirmek yerine, kendini kandıranların “doğru insan”, anlatılanın da “gerçek” olduğuna inanmayı tercih eder. Gerçekte asıl kandırılmak da budur. Çünkü bu durumda insan iki kez kandırılmıştır. Biri; başkası tarafından kandırılmak, diğeri de kendi kendisi tarafından kandırılmak

Böyle bir hal insana varoluşsal bir güvensizlik hissi yaşatacağı için, “ben kandırıldım” demek yerine “ben ona inanıyorum” diyerek kendisine “sanal bir güvenlik zırhı” edinir. Ama bilmez ki; bu zırh, zırh da olsa sanaldır!

Hâlbuki kendini başkasının yalanlarıyla kandırılmış olmayı inkâr etmek yerine, kandırıldığını kabul etmek, “Evet kandırıldım, iyi niyetim suiistimal edildi. Ben yine de iyi niyetli olmaya devam edeceğim, ancak bundan sonra daha temkinli olmaya çalışacağım.” demek en doğru yoldur. Zira Müslüman, aldanan da değildir aldatan da değildir. Aldatan ve aldanan kendi bile olsa. Müslüman kendini de aldatmaz

Amma… Kişi zaten kötü niyetliyse, yalan duymak onun zaten arzu ettiği şeydir. En azından doğru mu yanlış mı olduğunu hiç umursamadan zaten “olumsuz/kötü sözler” duymaktır. Sevmediği bir kişi hakkında kendisine bir başkası “Falan kişi var ya sen onu bilmezsin, o şöyle zalimdir, anasının bile ölümüne sebep olmuştur…” dediğinde “Vay be! Biliyordum zaten…” demeye hazırsa, ona denecek tek söz vardır: Allah’ın huzurunda görüşürüz!

Adam olan adam, daha doğrusu insan olan insan, sevmediği kişi hakkında söylense bile hakkı araştırır. Çünkü “-Fâsık haber getirdiğinde doğruluğunu sorgulamak(49/Hucurat-6) mü’min için farz düzeyinde ilâhî bir emirdir.

“Yiğidi öldür ama hakkını yeme” demek için de yiğit olmak gerek. Kaypak insana göre değil bu işler. “-Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsun, fakir olsun; Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.(4/Nisa-135) buyurmuş Allah. Ayetin iman edenlere seslendiğine de dikkat çekmekte fayda var!

İrfan BAYIN

23 Kasım 2020 Pazartesi (İlk Yazılış: 18 Ağustos 2019 Pazar)

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir