10 Aralık “Dünya İnsan Hakları Günü” imiş. (Gerçi İki gün önce dünyanın insan haklarına verdiği değeri de gördük… O apayrı mesele, oraya hiç değinmeyeceğim.) Bu beni bağlayan bir konu değil. Ne var ki; zihinleri moderniz tarafından işgal edilmiş olan bazı Müslümanlar; “İslâm insan haklarını 15 asır önce Veda Hutbesi ile dünyaya ilan etmişti…” gibi paylaşımlar yaptılar. Bunu görünce bir yazı kaleme almam gerekti. Yazımızın amacı “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” denilen metni Rasûlullah (sav)’in Veda Hutbesi ile özdeşleştirip, “İnsan haklarını Avrupalılardan yüz yıllar önce Müslümanlar keşfetti” diye öğünenlerle…

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni kaç kişi okudu da ahkâm kesiyor bilmiyorum ama okuyanların dikkatini şu noktaya çekmek istiyorum; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi adlı bu metin, artısıyla eksisiyle bireye “BENİM HAKLARIM” demeyi öğretir. Rasûlullah (sav)’in Veda Hutbesi ise “Ailemin, komşularımın, Din kardeşlerimin ve tüm insanların, hatta canlı cansız tüm varlık âleminin BENİM ÜZERİMDE HAKLARI VAR” demeyi öğretir… Bu bilinsin istedim…

“İnsan Hakları” ile “Kul Hakları” arasında kavramsal olarak indirgenemez büyük bir fark vardır.

Kul Hakları 631’de Arafat’ta ilan edilmiştir. Daha doğrusu 610-632 yılları arası peyderpey gelen bildirilerin/vahyin bir tür “manifesto” niteliğinde özetle bir yeniden tekrarıdır.

Kullar arasındaki ilişkiler söz konusu olduğunda Hak kavramı; Allah tarafından insana bağışlanan lütufların dokunulmazlığı, haramlığı, hürmeti anlamına gelir.

Allah-kul ilişkisi söz konusu olduğunda ise Hak; bir ‘kazanım’ değil Allah’ın lütf u keremiyle, fazl u ihsanıyla kullarına bağışıdır. Örnek; İçki, nikâhsız yaşamak, faiz kesin haramdır. Bir hak değildir! Hak ise de insan hakkı değil, bunların yapılmaması Allah’ın, kullarının üzerindeki hakkıdır. Örnek; Namaz kılmak, Zekât vermek, Tesettür (başörtüsü değil tesettür)… Bunlar hak değil, farzdır. Hak ise de insan hakkı değil, Allah’ın, kulları üzerindeki hakkıdır.

Hak verilmez alınır” mottosuyla düşünüldüğünde; kim Allah’a karşı neyi nasıl kazanmıştır ki kişinin Allah nezdinde hakkı olsun! Meşhur hadis-i şerifte “Kulların Allah üzerindeki hakkı” diye bir ifade geçer. O da “Şirk koşmadan yalnız ve ancak Allah’a karşı ibadet ve kulluk etme” şartına bağlı olarak Allah’ın kuluna va‘di olan cennettir. Cennet ise kazanım değil Allah’ın lütfudur.

Sonuç;

a) Kulların diğer kullar üzerindeki hakları bir kazanım değil, ALLAH’IN VERGİSİDİR.

b) Hiç bir kulun Allah’tan alacağı yoktur. Ancak ve sadece Allah tarafından bağışlanmış mükâfattan söz edilebilir.

İrfan BAYIN 

10 Aralık 2020 Perşembe

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir