Mehmed Şemseddin GÜNALTAY – İrfan BAYIN, Kelâm Atomculuğu ve Kaynağı Sorunu, Ankara: Fecr Yay. 2008

(Şemseddin Günaltay’ın “Mütekellimîn ve Atom Nazariyesi” adlı Osmanlıca makalesinin notlarla sadeleştirilerek hazırlanmış versiyonu ile İrfan Bayın’a ait “Kelâm Atomculuğunun Kaynağı ve Antikçağ Atom Teorileri İle Benzerlikleri Sorunu” adlı telifinin bir arada neşri)

 

Arka Kapak Yazısı: İslâm düşüncesinde süreç içerisinde gelişen ve filozoflara ait onto-kozmolojik teoriler, kelâmcılara göre vahiyle bağdaştırılması ve Müslüman toplumlar tarafından anlaşılması zor olan yaklaşımlara sahipti. Kelâmcılar ise kendilerini, ana ilkeleri bakımından tümüyle Kur’ân’ın ruhuna uygun, amacı Kur’ân’ın sunduğu Allah-âlem ilişkisinin rasyonel standartlarda anlaşmasına hizmet etmek olan bir teori geliştirmekle sorumlu hissettiler ve bu motivasyonla filozofların sistemlerine alternatif olarak atom teorisini geliştirdiler. Fakat oryantalistler; bu amaç ve motivasyonu görmezden gelerek Kelâm Atomculuğunun kaynağının antik Yunan filozoflarının materyalist atomculuğu veya Hind felsefesi içinde son derece mevzi kalmış bir düşünürün kurduğu Vaiseshika sisteminde “ezelî-atom” kavramı üzerine kurgulanarak geliştirilmiş Hind atomizmi olduğunu ısrarla iddia etmişlerdir. Oryantalistlerin iddialarının aksine, Kelâm Atomculuğu ne Grek materyalist atomculuğunu referans alır, ne de Hind atomculuğu ile örtüşür ve ne Hind atomizminin benzeridir, ne de Grek atomculuğunun uzantısı ya da dönüştürülmüş versiyonudur. Kelâm Atomculuğu, kelâmcıların psikolojik olarak kendi ruhlarına uygun, iç-dünyalarındaki gerilimi yansıtan, bu gerilimle motive olmaları sonucu oluşturulmuş, bir süreç içerisinde de geliştirilerek sistemleştirilmiştir. Bu teori, İslâm filozoflarının geliştirdiği diğer sistemlerden daha fazla İslâmî olmayan, diğer deyişle, onların teorileriyle birlikte İslâmî olan, fakat paradigma-içinde diğerlerine alternatif bir doktrinidir. Kelâm Atomculuğu İslâm düşüncesinin gerek paradigmatik bütünselliği, gerekse bu paradigmanın iç-tutarlılık ve dengesinin sağlanması açısından oldukça önemli bir konuma sahiptir. Sonuç itibarıyla bu eser, Kelâm Atomculuğunun özgünlüğünü bir türlü kabule yanaşmayan ve bunun için yer kaplamayan atom fikrinin kelâma nereden geldiğini soran, tatmin edici bir yanıt bulamayınca da “Yer kaplamayan atomların nasıl olsa Grek kaynaklı olduğunu kabul etmek zorundayız.” diyerek, önyargılı olduklarını açıkça belli eden oryantalistlere, kelâm atomculuğunun kaynağını araştırmayı bir kenara bırakarak “Materyalist Grek filozofları atom fikrini nereden buldular?” sorusunu yanıtlamalarını ve kendi geleneklerinin kaynak ve kökeninin ne olduğunu açıklamalarını teklif etmektedir.

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir