KÜRSÜLERİN SULTANI

Yıl 1980. Yaşım henüz 8…
Merhum dedem Hacı CEMİL BAYIN Hac’dan dönmüş ve her hafta bir kaset alıp bize dinletiyordu…
Dinlediğim ama resmini hiç görmediğim bu celalli fakat bir o kadar hüzünlü ve müşfik ses Merhum TİMURTAŞ UÇAR Hocaefendi’nin vaazlarıydı.
Yıllar geçtikçe görmeden dinlediğim sohbetleri beni gitgide kendine daha çok çekiyordu…
Önce İsmail Hakkı Bursevî Hz. Tekkesi’ne, sonra da Bursa İmam Hatip Lisesi’ne taşımıştı bu vaaz ve sohbetler fakiri…
Hakkında öğrendiklerim dehşet verici idi…
Bu Muhterem Zatın, sadece ve sadece; “İslâm’ın bir nüfus kâğıdı dini olmadığını… İslâm’ın tuvalete girme adabından devlet yönetimine, eğitimden uluslararası ilişkilere kadar hayatın her yönüne hakim olması gereken bir hayat nizamı olduğunu…” anlattığı için, evet evet sadece bunun için çekmediği çile kalmamış biri olduğunu öğrendiğimde tiril tiril titrediğimi hatırlıyorum…
* Sakalları tek tek cımbızla yolunmuştu…
* Tırnakları pense ile sökülmüştü…
* Avret yerlerinden elektrik akımı verilmişti…
* 48 yaşındayken tam 48 defa yargılanmıştı…
Her şey bir yana, insanlar otobüslerle Anadolu’nun dört bir yanından Merhum’u dinlemeye gider, camiler avlularıyla beraber dolar taşardı. Yüzbinlerce hayranı takipçisi vardı. İstese başkaları gibi (örgüt anlamıyla kullanıyorum) cemaatleşmeye gidebilir, arkasını sağlama alabilirdi… Ama o tek başına bir VAİZ idi. Diyanet’ten başka da hiçbir aidiyeti yoktu. (Bu da ayrı bir fasıl…)
Artık bu fakir için de yol belli, ÖRNEK ALINACAK ADAM da belli idi…
Hayatta pek az insana olmak istediği şey nasip olur. Fakir de aynı Merhum TİMURTAŞ UÇAR gibi bir VAİZ olmak istiyordu…
Dava adamı olması ve davası uğruna ne çileler çekerse çeksin davasından asla vazgeçmeyen sağlam bir Müslüman olması yönüyle bir VAİZ olmak istiyordum ve Rabbim, dünyada emanet edilebilecek en yüce makamlardan biri olan VAİZLİK gibi ulvi bir vazifeyi bu fakire ihsan etti. Elhamdülillah…
Vefatından 1,5 yıl evvel kısa bir zaman da olsa Merhumun yanında bulunmak da nasip olmuştu…
Evet sert konuşuyordu Merhum. Üslubu elbette her fani gibi eleştirilebilirdi. Ama dava adamlığı söz konusuysa onu eleştirenler sadece bir kürdan alıp serçe parmağındaki tırnağın altına batırıp sonra konuşmalıdırlar…
Bu fakire gelince… Merhum Hocam TİMURTAŞ UÇAR gibi sağlam bir dava adamı olabildi mi?
Ne mümkün efendim… TİMURTAŞ UÇAR kiiiim bu fakir kim..! İki ismin yan yana anılması bile Merhum’un aziz hatırasına halel getirir…
Ama en azından Merhum Hocam’ın; “-Oğlum! Beni örnek alırsan çok bedel ödersin. Ama cennete de bedel ödemeden giremezsin. Vaizlik ateşten gömlek giymekten ağırdır. Kürsüde orta sahada laf dolaştırırsan iki elim yakanda olur ve Vallahi seni Rabbime şikâyet ederim. Yok eğer sözün hakkını verirsen, bir gün namaz kılmak için bile bedel ödersin ama vicdanın rahat ölürsün…” sözleri hiç aklımdan çıkmamıştır.
En azından Merhum Hocam’dan öğrenmiş olarak biliyorum ki; vaaz kürsüsü orta saha değildir. Rabbim ihsan ettiği bu büyük makama layık eylesin…
(Haşa) dünyaya bir daha gelsem yine VAİZ olmak isterdim… Diyanet Teşkilatı’ndaki hiyerarşik yapıda konumu her neresi olursa olsun ben yine VAİZ olmak ve VAİZ KALMAK isterim…
Daha küçücük yaşta bana 42 yaşında da olsa kavuştuğum VAİZLİK görevi gibi bir amaç edindiren Merhum TİMURTAŞ UÇAR Hocam’a vefatının 21. sene-i devriyesinde gani gani rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun. Rabbim Hz. Mus’ab b. Umeyr (r)’ler ile haşr eylesin…

16 Ocak 2021 Cumartesi

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir