Bazen ‘kulağa hoş gelen’ bazı sözler okur veya dinleriz ve hiç sorgulamadan doğru kabul eder, başkalarına da telkin ederiz. Bunlardan biri de “gönlü ile görenin göze ihtiyacı yoktur” sözüdür. Sormak isteriz;

1) Madem gönül ile görmek yetiyordu ve göze ihtiyaç yoktu; Allah niye göz yarattı?

2) Madem gönül ile görmek yetiyordu, niye Allah biz kulların dilinden bir ayetinde; “-Rabbimiz sen hiçbir şeyi batıl olsun diye yaratmadın.” (3/Âl-i İmran-191) buyurdu? Yani Allah gönlü yarattıysa gözü yaratması ‘ihtiyaç fazlası’ olduğu için gereksiz miydi?

3) Madem gönül ile görmek yetiyordu, niye Allah “-Biz insana iki göz vermedik mi?(90/Beled-8) buyurarak gönlü değil de gözü, hem de bir değil iki gözü birden tefekkür edilmek üzere sual yoluyla önümüze koydu?

4) Madem gönül ile görmek yetiyor, o zaman ağız ve burun maske ile kapatıldığı gibi; iki göz, en azından biri bandajla kapatılıp şöyle çarşıda, pazarda, hele para ile iş yapılacak bir vakitte birkaç saat geziverilsin bakalım, gönül ile görmek yetiyor mu yetmiyor mu? Göze ihtiyaç var mı yok mu?

5) Madem gönül ile görmek yetiyor, görme engelli bir insana sorulsun bakalım göze ihtiyaç var mı yok mu? diye. Nice gönül ehli olup da görme engelli olan güzel kalpli insan var. Bu sözü onlardan biri söylemiyor da kim nasıl söylüyor? Engelliler adına konuşma yetkisini kim kime verdi?

6) Madem gönül ile görmek yetiyor, bu sözün yazılı olduğu filan kitabı okurken bile niçin göz yetmiyor da üstüne bir de gözlük kullanılıyor?

7) Madem gönül ile görmek yetiyor, dünyada ve ülkemizde hastanelerdeki göz polikliniklerini, göz kliniklerini, gözlükçüleri ve optik mağazalarını kapatalım, tıp fakültelerinde göz hastalıkları bilim dalını kaldıralım, göz hastalıkları uzmanlarının işlerine son verelim o vakit, bakalım bu sözü okuyup beğenenler, paylaşımlara “bravo” diyenler gözü ağrıyınca ne hale gelecek?

8) Madem gönül ile görmek yetiyor, “gönlü ile görenin göze ihtiyacı yoktur” sözünü söyleyenler, bu sözü gözü kullanmadan yazsın, okusun bakalım nasıl okuyup yazacaklar?

Eğer kasıt “kalp gözü” ile görmenin göz organıyla görmekten yani BASİRET’in BASAR’dan üstün olduğunu vurgulamaksa bu bir kıyas maa’l-fârıktır. Biri diğerinden üstün değil, biri diğerinden farklıdır.

Göz beyne veri aktarır beyin algılar, akıl düşünür, zihin üretir, kalp/gönül de hisseder… O yüzden Allah Kur’an’da defalarca “e lem tera… e lem yerav… (Görmedin mi? Görmez misiniz? Gömüyorlar mı?)” diye sormuştur. Yani insana BASAR da lazımdır BASİRET de…

Gözü gördüğü halde kişinin aklı ve kalbi üzerine düşen görevi yapmıyor, düşünüp ibret almıyor, hikmetini kavramıyorsa bu gözün suçu değildir, göze ihtiyaç olmadığı anlamına da gelmez!

Doğuştan veya sonradan görme engeli olan kardeşlerimize ise Allah diğer organlarına daha fazla güç vererek onları yardımsız bırakmaz…

Gönül/kalbin görevi ve yaratılış amacı başka, göz organının görevi ve yaratılış amacı başkadır. Bir kimsenin; gözü gönüle tercih edip “gözle görenin gönüle ihtiyacı yoktur” demesi ne kadar abes ve hikmetsiz ise, gönlü göze tercih edip “gönlü ile görenin göze ihtiyacı yoktur” demesi de o kadar abes ve hikmetsizdir. Hem de “hikmetli söz” (!) görünümlü hikmetsiz bir sözdür…

Ha eğer birileri “Kapat gözünü, her şeyi görme! Boş ver araştırma sorma! Falanın filanın peşine git, o seni gideceğin yere götürür!” demek için böyle farfaralı sözler icad ediyorsa o zaman birileri kalkar “Orada dur bakalım!” der!

Gönlüyle görenin göze ihtiyacı yoktur” sözü aslında “kalbin varsa akla ihtiyacın yoktur” demeyi telkin eden bir kılıftır ve bu kılıf da gönül ile değil akıl ile üretilmiştir.

Dikkat! Şeytan bazen zehiri açıktan rakı gibi içirmez. Zehirin en tehlikelisi bala karıştırılarak verilendir.

Hele hele Tasavvuf’u böyle cilalı zehirlerle kötü amaçlara alet etmek ağır bir vebaldir. Zira Tasavvuf “edebiyat yapmak” (!) değil “edeble yaşamaya çalışmak” demektir.

Tasavvuf insanı koyuna çevirmek için değil, bilakis Müslüman olma bilincini artırmak ve İslâm’ı daha üst seviyede yaşayabilmek amacıyla nefsi terbiye etmek için vardır. Bu da “göze (aslında onların kastıyla akla) ihtiyaç yok” demekle olmaz!

Şimdi kimse bana kalkıp da “Sen ne anlarsın aşk-ı ilahiden, gönül dilinden, tasavvuftan!” diyecek olan çıkarsa, derim ki; dersimize çalıştık Elhamdülillah…

İrfan BAYIN

12 Nisan 2020 Pazar (Düzenleme: 12 Nisan 2021 Pazartesi)

Paylaş