Bedir Savaşı ve Mekke’nin Fetih Yıldönümlerinin Bugüne Mesajları 

Bismillâhirrahmânirrahîm… Allah’a hamd, Rasûlullah’a salât ederek Saygıdeğer Okurlarımı Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketiyle selâmlıyorum. Şimdiden Cumanız mübarek olsun

Rasulullah (sav) ve Muhacirlerin Mekke’de çok ağır imtihanlara maruz kaldıktan sonra 622 yılında Medine’ye hicretlerinin üzerinden 2 yıl geçmişti. Ensar olağanüstü kardeşlik göstermişti, zira Muhacirler mal varlıklarını Mekke’de bırakmak zorunda kalmışlardı. Zaten çoğu halkın ezilen kısmındandı. Medine’de bir düzen kurmaya çalışıyor, Ensar’a yük olmamak için çırpınıyorlardı. Tam da o günlerde “-Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç size de farz kılındı. Umulur ki sakınırsınız.” (2/Bakara-183) ayeti inmiş, Müslümanlar ilk farz oruçlarını tutmaya başlamışlardı.

Hayat böyle sürüp giderken; müşrikler Müslümanların Mekke’de bıraktıkları mallarını satmak üzere yağma ederek bir kervanla Şam’a doğru yola çıkararak yağma etmişlerdi. Rasulullah (sav) haber almış ve kısa bir hazırlıktan sonra sefer kararı çıkmıştı. Hedef Bedir Kuyuları idi. Şimdi Bedir Gazvesi’nin yaşandığı şartları dikkatle inceleyelim.

1-Medine’de hurma önemli gelir kaynağı olup hasat zamanıydı. Hasat gecikirse hurmalar çürüyecek ve ertesi seneye kadar büyük bir ekonomik kriz yaşanacaktı.

2-Bedir; Mekke-Medine-Suriye yollarının kavşak noktasıydı ve Medine’ye 160 km. mesafedeydi. Sıcaklık 50°’den fazlaydı ve kızgın çöl kumları üzerinde yaya olarak gidiş-dönüş 320 km. yol kat edilecekti.

3- Müşrik ordusu 1000 kişiydi, 700 deve, 100 de atları vardı. Neredeyse hiçbiri yaya değildi. Silah ve asker sayısı bakımından asimetrik bir savaş söz konusuydu. Müslümanlar; 74 Muhacir, 231 Ensar olmak üzere 305 kişiydi. 70 deve ve 2 at vardı. Hayvanlara dönüşümlü biniyor, arada hayvanları dinlendiriyorlar, kısacası çoğunlukla yaya olarak yol alıyorlardı. Ayakları kızgın kumlardan patlamış, başlarındaki sarıkları ayaklarına terlik yapmışlardı, fakat bu defa da beyinleri kavrulmuştu sıcaktan.

6-Müslümanlar oruçluydu. Ashab-ı Kiram bu şartlara rağmen oruçlu olarak sefere çıkmışlardı. Hiçbiri de “Ey Allah’ın Rasulü! Hele şu savaşı kazanalım, sonra oruç tutarız, bu şartlara dayanmak zor!” veya “Hele ‘şeker bayramı’ (!) geçsin, şöyle iştahla baklava yiyelim, enerjik şekilde müşriklerle savaşır, icabına bakarız, ne gereği var Ramazan’da savaşmanın!” gibi laflar asla etmemişlerdi. Hatırlayalım; “-İçinizden hasta veya yolcu olan, başka günlerden sayısınca tutar. Oruç tutmakta zorlananlar için bir fakirin (günlük) yiyeceği kadar fidye yeterlidir.” (2/Bakara-184, ayrıca 185) ayetinde Allah daha sonra kaza etme, kaza edemeyecekse fidye verme şartıyla seferî olanlara “oruç tutmama” ruhsatı tanıdığı halde oruçluydular!

7-Gerçekte öyle değildi fakat Bedir Gazvesi görünüşte el konulan malları dolayısıyla Müslüman olan-olmayanı ile Kureyş’in iç hesaplaşması gibiydi. Yani Medineli Müslümanlar olan Ensar, istese hiç yerinden kımıldamaz, kılını dahi kıpırdatmazdı. Kaldı ki Rasulullah (sav) Ensarın savaşa katılmasına pek taraftar değil gibiydi, çekinceliydi. Ancak Ensar; İsrailoğullarının Hz. Musa (as)’ı Firavun karşısında yapayalnız bırakarak sıvışıp korkularından kaçıp gitmelerinin aksine; bütün Sahabenin tavrını yansıtan Hz. Mikdad b. Amr (r)’ın; “-Ey Allah’ın Rasulü! Rabbin sana neyi emrettiyse onu yap! Vallahi biz İsrailoğullarının Hz. Musa’ya ‘-Sen Rabbinle beraber git savaş. Biz burada oturacağız!’  (5/Maide-24) dediği gibi demeyiz. Sen Rabbinle beraber git savaş! Biz de sizinle birlikte savaşacağız! Seni hak ile gönderen Allah’a and olsun; bizi Birkü’l-Gımad’a kadar götürsen biz de seninle beraber savaşırız! (Buharî, Meğazî, 4, Tefsir, 5/4 ) diyerek Rasulullah (sav) ve Muhacir kardeşlerine arka çıkmışlardı. Zaten orduda Ensarın sayıcı Muhacirlerden tam 3 kat fazlaydı. (Bkz: İrfan BAYIN, Kur’an ve Sünnet’in Gölgesinde, Batman: Yafes Yayınları, 2021, s. 120-124)

İşte tüm bu şartlar altında İslam ordusu 09 Ramazan 0002 (624) günü sefere çıkmıştı. Ramazan’ın 17. günü ise Rasulullah (sav)’in çatışma olmaması için gösterdiği çabaya rağmen, müşriklerin görünen şartlara bakarak zaferi kesin görmelerinden dolayı savaş kaçınılmaz olmuştu. Rasulullah (sav) “-Allah’ım! Şu bir avuç mücahidi helâk edersen, artık sana yeryüzünde secde edecek kimse kalmaz! [Nureddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevaid ve Menbau’l-Fevaid, Had. No: 10017, Hüseyin Selim ed-Daranî (thk.), Cidde: Daru’l-Minhac Yay. 1436/2015, c. 13, s. 148] diyerek son duasını yapmıştı. Sonuçta Allah’ın yardımıyla Ebu Cehil dahil 70 müşrikin ölümüne karşılık sadece 14 şehid vererek Bedir Gazvesi’nden zaferle çıkmışlardı…

Hurma hasadının gecikmesi sebebiyle gelir kaybını umursamadan, yol/hava muhalefetine ve düşmanın kendilerinden çok fazla lojistik güç ve sayı üstünlüğüne aldırış etmeden, hem de Allah ruhsat verdiği halde oruç tuta tuta cihad edip şehadeti göze aldıkları içindir ki Allah; müşriklerin kalplerine korku salarak mağlup etmiş, Müslümanlara ise “-Ben size art arda bin melekle yardım ediyorum.” (8/Enfal-9) buyurduğu üzere savaş meydanında rüzgarlar estirip, yağmurlar yağdırıp, kalplerini yatıştırıp, görünmeyen ordularla yardım etmiş, Medine’ye dönünce de asıl adı Îdü’l-Fıtr (Fitre Bayramı) olan Ramazan Bayramı’yla onları ödüllendirmişti. Şimdi özetlediğimiz Bedir Zaferi’nin hicri 1440. yıldönümünde günümüze mesajlar çıkaralım:

1-Hayatta Allah’ın planı (kader) dışında bir şey yaşanamaz. Hayat bir imtihandır. Allah Ashab-ı Kiram’ı kendisinin ve Rasulü (sav)’in emrine itaat edip etmemekle imtihan etmiş, hem de çok zor şartlarda üst perdeden imtihan etmişti. Onlar da basiretleriyle bunun imtihan olduğunu kavrayarak tüm zorluklara sabretmişler ve kimi şehid olarak, kimi hem zafer hem de bayram ederek kalan ömürlerinde de aynı sebatı gösterip cenneti kazanmışlardı. Yani cefa çekmeden sefa sürmek yok! Çünkü Allah’ın kâfirle müşrikle işi yok! Allah Müslüman kulunu imtihan ediyor, sabrettikçe daha da kazanmasını ve derecesinin yükselmesini diliyor. O halde bugün Kovid-19 dolayısıyla yaşanan maddi ve manevi sıkıntıların da bir imtihan olduğuna iman etmek, tıpkı Ashab-ı Kiram gibi bizler de bu imtihana Ramazan ayında tabi tutulduğumuzu bilip, olaylara görünen sebepler dışında bir de görünmeyen tarafından bakmayı denemeliyiz. Adı üstünde deneme, yani imtihan! Sabredene zafer de bayram, şehadet de…

2-Ashab-ı Kiram’ın ne derece yüksek mertebeye sahip olduğunu çok iyi idrak etmeli, onlara asla dil uzatmamalı, dil uzatanlardan uzak durmalıyız.

3-Biz zaferden değil seferden sorumluyuz. Zafer Allah’tandır. Ne tür imtihanlar kazanırsak kazanalım, başarıyı asla kendimize mal etmemeliyiz. Nitekim Allah; “-(Bedir’de) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. (Ok, mızrak) attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Mü’minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı. Şüphesiz Allah hakkıyla işiten, hakkıyla bilendir.” (8/Enfal-17) buyurmuştur. Demek ki mesele imtihanı kazanmak, zafer kazanmak değil! Zaferi kendinden bilen Allah’ı unutur, Allah da ona kendini hatırlatmayı bilir! İşte bu olağanüstü şartlardan başarıyla geçtikleri halde Rasulullah (sav), bizim gözümüzde büyük olan savaş için “Küçük Cihad” demiştir. Dönerlerken de başarıyı kendinden bilip gurur ve kibire kapılmamak, benlik davası gütmemek vb. hususlarda nefis ile savaşmaktan kaçılamayacağını; “-Şimdi küçük cihaddan büyük cihada gidiyoruz![Beyhakî, Kitabü’z-Zühdi’l-Kebir, (Had. No: 373), Amir Ahmed Hayder (thk.), Beyrut: Daru’l-Cinan Yay. 1408/1987, s. 165] buyurarak nefisle mücadelenin Bedir’de Ebu Cehil ile mücadeleden daha büyük bir savaş olduğunu ifade etmiştir. Nitekim bir başka hadiste Rasulullah (sav) “-Asıl mücahid nefsine karşı cihad eden kimsedir.” (Tirmizî, Fedailü’l-cihad, 2) buyurmaktadır.

4-Rasulullah (sav) ve Ashab-ı Kiram, Ramazan’da Bedir harbini yaşadıkları gibi, Mekke’nin Fethini de 20 Ramazan 0008 günü gerçekleştirmişlerdi. Mekke miladi 11 Ocak 630, hicrî 20 Ramazan 0008’de fethedilmiştir. Mekke’nin fethinin de kulluk şuurumuzun artması noktasında, Kutlu Doğum Haftası’nın Mevlid-i Nebi Haftası şeklinde Rebiu’l-evvel’in 12’sine alındığı gibi, asıl Ramazan’da gündeme alınmasında büyük fayda vardır. İlk Müslüman neslin Ramazan gündemlerinde bir de Kur’an’da söz edilen, Ramazan’ın son on gününde yaşanması gerektiği halde maalesef artık unutulmaya yüz tutan en büyük sünnetlerden biri olan “İtikaf” ibadeti vardı. Şu Ramazan gündemine bakınız! Bedir Savaşı, Mekke’nin Fethi ve İtikaf…

5-Biz de devlet ve milletçe bu Ramazan’da bir tarafta ‘Ermeni Soykırımı’ iftirasına karşı diplomatik savaş veriyor, bir tarafta kahraman Mehmetçiklerimizle PKK vs. terör örgütleri ve arkalarındaki şer güçlere karşı mücadele ediyor, bir tarafta da Kovid-19 tedbirleri dolayısıyla esnaf kardeşlerimiz başta olmak üzere büyük sıkıntılar yaşamak durumunda kalıyoruz… Ashab-ı Kiram’ın firaset ve basiretle olup bitenin büyük bir imtihan olduğunu kavradığı gibi biz de biraz da bu pencereden bakarak sefere çıkarsak, Allah’tan gelecek olan zafer ve kurtuluşumuz, Fitre Bayramı olan Ramazan Bayramı’mız kadar yakındır inşaallah…

17 Ramazan’da Bedir ile 29 Nisan 1916 Kutü’l-Amare zaferlerimizin ve 20 Ramazan’da Mekke’nin Fetih yıldönümlerini her alanda daha nice zaferlere vesile kılmasını yüce Rabbimden niyaz ediyorum. Allah tüm aziz milletimizin ve ümmet-i Muhammed’in yar ve yardımcısı olsun.

İrfan BAYIN: 17 Ramazan 1442 / 29 Nisan 1916 Perşembe

https://www.karabukanahaber.com/yazarlar/irfan-bayin/ramazanda-savas-kiminle-nicin-ve-nasil/572/

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir