Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah’a hamd, Rasûlullah’a salât ederek Saygıdeğer Okurlarımı Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketiyle selâmlıyorum. Berat Gecemiz mübarek olsun

Berat Gecesi’ni ihya edebilmemize katkı sağlayabileceği ümidiyle dua konusuna değineceğim.

Dua kulun isteklerini Allah’a arz etmesidir. ‘Davet’ten türediği dikkate alındığında ise; kulun Allah’ı kendine davetidir. Başlı başına ibadet olan dua kulluğun özüdür. Kur’an’ın ilk sayfasında ve kul diliyle ilk âyetin bu konuda olması manidardır. “-Ancak sana kulluk eder ve ancak senden yardım dileriz.” (1/Fatiha-4)

İnsan maddi-manevi ihtiyaç sahibidir, muhtaç olan da acizdir. Allah’ın istediği en önemli şey; insanın acziyetini idrak ve itirafıdır. Duanın önemi de buradadır. Zira dua etmekle insan; muhtaçlığını kabul etmiştir. Allah katında değerli olanlar da dua edenlerdir. “-De ki: Duanız olmasa Rabbim size niçin değer versin!” (25/Furkan-77) âyeti; insanın ancak duasıyla Allah katında değerli olduğunu gösterir. Duasızlık ise Allah’a karşı “kendi işimi kendim görürüm!” zihniyetidir ki; bu en büyük günah olan kibirdir. “-Rabbiniz dedi ki; Bana dua edin duanıza karşılık vereyim. Bana kulluğu kibirlerine yediremeyenler horlanmış olarak cehenneme gireceklerdir.” (40/Mü’min-60)

İnsan duasıyla değer kazanır ama derecesi duasına göre değişir. Dünyevî istekler için elbette dua edilir lâkin duanın içeriği sadece dünyevî istekler olup, uhrevî isteklerin duada yer almaması yanlıştır. “Rabbena Âtina” diye bilinen; “-Onlardan bazısı da: Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru! derler.” (2/Bakara-201) mealindeki âyet; duanın uhrevî taleplere ağırlık verilerek hem dünyevî hem uhrevî bir muhtevada olması gerektiğine işaret eder. Bilinmeli ki; İnsanın değeri ettiği dua kadardır.

“Arapça dua bilmiyorum. Şu işim için hangi duayı okuyayım?” sorusuyla sık karşılaşırım. Sübhaneke, Tahiyyat, Kunut gibi taabbudî özelliği olan dualar, okunması gerektiği yerde Arapça okunur. Bu hususta dil tercihi yoktur. Ancak her dua Arapça olacak diye bir kural da yoktur. Dua eûzü-besmele, hamd-ü sena ve salât-ü selâmla başladıktan sonra taleplerin Allah’a arz edilmesidir. Her dili bildiği gibi Allah Türkçe de bilir. Zira duada asıl önemli olan gönül dilidir.

Bu noktada “Hangi duayı edeyim?” sorusundan ziyade “Nasıl dua edeyim?” şeklinde duanın âdâbına yönelik soru daha anlamlıdır.

Duanın uzunu değil özlüsü makbuldür. Kur’an’da Allah’ın peygamberlerin lisanıyla öğrettiği duaların özelliği kısa, net ve çözüme odaklı ifadelerden oluşmasıdır. “Âmene’r-Rasûlü” (2/Bakara-286) bunun en güzel örneklerindendir.

Duada kafiyeli, ağdalı, Allah’a vaaz verir gibi sözler olmamalıdır. Dua şiir değildir, kalpten geçenlerin Allah’a arzıdır. “-Sözünüzü ister gizleyin ister açığa vurun, O kalplerde olanı bilir. Hiç Yaratan bilmez mi” (65/Mülk-13) âyetinden anlaşıldığı gibi; Allah neyi isteyip istemediğimizi bilmektedir. Fakat bizden duymak istemektedir. Öyleyse edeb gereği Allah’a vaaz etmek yerine halimizi arz etmeliyiz. Dîvân şiiri gibi yazılmış manzumelerin belki ‘edebî’ değeri olabilir, ama ‘edeb’ değeri tartışılır.

Covid-19 salgını gibi kitlesel sorunlar karşısında Sosyal Psikoloji açısından halkın ferahlığı için yetim, sabi ve mazlumların ‘âmîn’ demesini duanın kabulüne vesile kılmak amacıyla topluca da dua edilebilir. Dua eden mahzun ve ölçülü bir ses tonuyla dua eder, diğerleri de mahzun kalpleriyle ‘âmîn’ diyerek iştirak eder. Coşmak/coşturmak değildir amaç. Kâbe’de tavaf yaparken bağıra çağıra dua eden birini Rasûlullah (sav); “-Sağır bir Allah’a mı dua ediyorsun!” diye uyarmıştır. (Buhârî Deavât 67)

Allah’tan başkasına dua edilmez ama başkaları için dua edilir. Müslümanların birbiri için duaları kabul olur. Birbirimizden en çok isteyeceğimiz şey duadır. Rasûlullah (sa) umre için izin isteyen Hz. Ömer (r)’den “-Kardeşcağızım! Benim için de dua eder misin?” diyerek dua istemiştir. (Tirmizî Deavât 109) Ancak dua dinen meşru hususlar için yapılmalı ve istenmelidir. Duanın kabulü için en önemli vesilelerin başında duadan önce namaz kılmak ve hayır yapmaktır. Nitekim Allah; “-Ey iman edenler! Allah’tan sabır ve namazla yardım dileyin. Muhakkak Allah sabredenlerle beraberdir.” (2/Bakara-153) buyuruyor. Oruçluyken, sadaka verdikten sonra, bir hasta ziyaretinde dua etmek de buna dâhildir.

Dua mutlaka kabul olur. Ancak dua kabul olduğunda şımarmayıp şükretmeli, “kabul olmuyor” diye de duadan vazgeçilmemelidir. Çünkü duanın kabul vaktini belirleyen de Allah’tır. Âyette duanın kabulü için sabır da emredilmiştir. Yine de duanın kabulü görece-geciktiğini düşünülüyorsa; Allah’a isyan yerine, başta helal kazanç noktasında insan kusuru kendinde aramalıdır. Rasûlullah (sav)’in bu hususta sözü açıktır; “-Bir kimse yediği haram, içtiği haram, giydiği haram olduğu halde ellerini semaya kaldırıp; ‘ya Rabb, ya Rabb’ diye dua ederse, böyle bir kimsenin duası nasıl kabul edilir?” (Müslim Zekât 19)

Kâbe ve Mescid-i Nebi gibi özel mekânlar; Kandiller gibi özel zamanlar; Ana-Baba gibi özel insanlar duanın kabulü için büyük fırsatlardır. Bu hususta birçok âyet ve hadis vardır. Örneğin;

“-Burnu sürünsün! Burnu sürünsün! Burnu sürünsün!” buyurunca “-Kimin ey Allah’ın Rasûlü?” diye soruldu. Rasûlullah (sav) “-Ana-babasının ihtiyarlığına yetişip de hürmette bulunmadığından cennete giremeyen kimsenin!” (Tirmizî Deavât 110)

Corona-virüs musibetinin gölgesinde geçirmek zorunda kaldığımızdan, belki de hiç etmediğimiz kadar dua etmemiz gereken ve kabulü için büyük bir fırsat yakalamışken; ana-babamızın, mazlumların, yetimlerin bedduasını almaktan korkup dualarını almakta acele ederek bu Berat Gecesi’ni en iyi şekilde ihya etmeliyiz. İmanla ve ümitle ifade ediyorum ki; bu bizim dünyevî-uhrevî kurtuluşumuz olacaktır.

Tüm Saygıdeğer Okurlarımın Berat Gecesi’ni tebrik eder, hayırlara vesile olmasını dilerim.

07 Nisan 2020 Salı

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir