MUHALEFET “EDEBİYAT YAPMAKLA” DEĞİL, EDEBLİ OLMAKLA YAPILIR...

Ümmet-i Muhammed’in 3. Halifesi Hz. Osman b. Afvan (r) Medine-i Münevvere’den kendisiyle birlikte gidenlerle beraber civar beldelerden gelenler de dahil, usul gereği Hac Emiri olarak mü’minlere hac ibadetini yaptırıyordu…

Mina’da namaz için imamlık yapmıştı. Fakat SEFERÎ olduğu halde farzı 2 rekat olarak kılması/kıldırması gerekirken, mukim gibi 4 rekat olarak kılmış/kıldırmıştı…

Namazdan sonra bazı hacılar namazın iade edilmesi gerektiğini düşünmüşler fakat, koskoca halifenin bir bildiği olabilir diye mi yoksa halifeye itiraz etmekten utandıkları için mi bilinmez, kendisine bu durumun sebebini sormak yerine Hz. Abdullah b. Mes’ud (r)’a gelip sormuşlardı.

Hz. Abdullah b. Mes’ud (r) ise; Müslüman olan ilk 10 kişiden, Rasûlullah (sav) Efendimiz’in “-Kur’an’ı şu dört kişinin birinden öğreniniz!” (Buhari, Fedailü’l-Kur’an, 8) buyurduğu 4 kişiden biri, Ashab-ı Kiram’ın içindeki 7 büyük Müctehid Sahabeden biri idi. Hakkında Rasûlullah (sav) Efendimiz’in “-O’nun bir ayağı kıyamet günü Uhud Dağı’ndan daha ağır olacak!” (İbn Sa’d, Tabakat 3/155) gibi birçok övgüler bulunduğu herkesçe bilindiği için Sahabe arasında, kısa boyu ve hafif kilosuna rağmen ÖZGÜL AĞIRLIĞI yüksek bir Sahabi idi.

Namazın 2 rekat yerine 4 rekat kılınmasına dair kafalarında oluşan ve ne yapılması gerektiğine dair sorularını sorabilecekleri en doğru adrese gelmişlerdi ve sormuşlardı sorularını;

“-Mü’minlerin Emiri namazı 4 rekât mukim gibi kıldırdı. Bu yanlış değil mi? 2 rekât kılınması gerekmez miydi?” Hz. Abdullah b. Mes’ud (r) da;

“-Evet 2 rekat kıldırması gerekirdi, yaptığı yanlıştı” diye cevaplayınca, Sahabiler;

“-Peki yanlış olduğunu bildiğin halde neden Halife’yi ikaz etmedin?” diye, adeta yanlışa göz yumduğu için O’nu da üstü kapalı tenkid eder gibi olmuşlardı. Hz. Abdullah b. Mes’ud (r), soru soranların, cevabı sorunun içinde mahfuz tutumlarını anlamakta gecikmemiş ve çok kksa ve çok net bir biçimde aynen şu cevabı vermişti;

“-ZITLAŞMANIN HEPSİ BELÂDIR..!” (Ebû Dâvud, Menasik, Hadis No: 1960, Beyhaki, 1/133)

Bu cevap noktayı koymuştu…

Şimdi geliniz, yazımıza koyduğumuz başlık ile bağlantısını da kuracak şekilde bu meseleyi ve Hz. Abdullah b. Mes’ud (r)’ın ne dediğini ve ne demek istediğini analiz etmeye çalışalım…

Hz. Abdullah b. Mes’ud (r) ümmet için değerli olan herhangi bir alim olmayı bir tarafa bırakalım, Ümmet-i Muhammed’in tüm zamanlar için geçerli en mühim 7 müctehidinden biri idi. 7 büyük müctehidden biri değil, 7 büyük Müctehid Sahabiden biri… Mezheb imamlarının da imamı…

Elbette namazın manevi ve bedeni olarak herşeyi ile tam tekmil olması gerektiğini en iyi bilen ilk 7 kişiden biri… Namazı (haşa) önemsememiş olması, akla gelebilecek son ihtimal bile olamaz.

Mekke’de 50 tane bile Müslüman’ın olmadığı gariplik zamanında, ufacık anatomisi ile Ebu Cehil gibi iri yarı birine, tüm müşriklerin ortasında Mescid-i Haram’da MEYDAN OKUMUŞ BİR ADAM… Halife dahi olsa, Hz. Osman b. Afvan (r)’den korkması, çekinmesi ihtimali de söz konusu değil…

Hz. Osman b. Afvan (r) da namazı yanlış kıldırdığını söylediği zaman, ona ceza verecek, “Sen kim oluyorsun da ben Halife olduğum halde bana itiraz ediyorsun” diyecek değildi… O İtiraz etse idi kalkıp namazı bir daha doğru olarak kıldırır, olur biterdi…

Üstelik de itiraz etseydi, itiraz etmiş olacağı konu, falan yere yapılacak yatırımları eleştirmek gibi “basit” bir konu değil, İMANDAN SONRA HESABA ÇEKİLECEĞİMİZ İLK AMELİMİZ OLAN NAMAZ GİBİ çok ama çok MÜHİM BİR MESELEYDİ…

Oysa Hz. Abdullah b. Mes’ud (r) Halife’ye değil, Halife’nin yaptığına itiraz edenlere itiraz etmiş oluyordu…

Peki, neydi elalem haksız olduğu konularda bile itiraz ederken, haklı ve çok da önemli bir konuda Halife’ye itiraz etmemesinin nedeni…

Efendim işte bu noktada ortaya çıkıyor gençlerin deyimiyle SAHABENİN “KARİZMASI” İşte SAHABE FARKI da burada belli oluyor…

İşte yazımıza başlık olarak koyduğumuz “Muhalefet edebiyat yapma değil edeb meselesidir” dediğimiz nokta da burada aydınlanıyor…

Şimdi bakınız…

Hz. Osman b. Afvân (r) döneminin son zamanları, “fitne” kazanının kaynamasa bile altına ateşin yakılmaya başladığı bir dönemdi. (Bu husus bu yazının konusu olmadığı için söz söyleme hakkımızı mahfuz tutarak geçiyoruz).

Rasûlullah (sav) Efendimiz’i değil, Sahabeyi bile henüz görmemiş, fetihler sonucu Müslüman olmuş, ilk kez Mekke-i Mümerreme’ye gelen yeni Müslümanlar vardı hacda. Bazıları da bedevi yaşantı sahibi, kaba, işin aslını anlamadan (bugün de olduğu gibi, anlamaya gerek de duymadan) hemen birilerine taraf olabilecek sert mizaçlı olanlar da çoktu aralarında…

Kim olursa olsun ve yönetim sahasının genişliği ne olursa olsun, her yönetici haklı/haksız eleştirilir ve doğru yaptığı işlerde bile kusur aranır… Hz. Osman (r) da bir yönetici, üstelik en üst kademede o an itibarıyla ümmetin en üst kademesinde yönetici, Rasûlullah (sav) Efendimiz’in halifesiydi ve eleştirilmek her yöneticinin kaderi olduğu gibi O da eleştiriye en açık makamda bulunuyordu.

Diğer yandan Hz. Abdullah b. Mes’ud (r) yöneticilik yapmış, kendisine görev tevdi edilse halife olmak için gerekli tüm donanıma sahip bir büyük Sahabi idi…

Eğer Hz. Abdullah b. Mes’ud (r), o an Hz. Osman (r)’ın yanına gidip, nezaketle bile olsa “Namazın yanlış kılındığını ve doğru bir şekilde yeniden kılınması gerektiğini” söyleseydi ne mi olurdu?

Halife doğal olarak bunun sebebini soracaktı, O da kendisinin de soru soranlara verdiği cevapta olduğu gibi “Rasûlullah Mina’da 2 rekat kıldı, Ebubekir Mina’da 2 rekat kıldı, Ömer Mina’da 2 rekat kıldı, ben hepsinin arkasında Mina’da namaz kıldım, sen onlar gibi yapmadın…” diyecekti. Hz. Osman (r) da “Evet seferilik sınırını aşan yoldan geldiklerini, ancak kendisinin Mekkeli olduğunu, Mekke’de yerleşik bir düzeni ve evi de olduğu için kendisini seferi kabul etmediğini, Mukim olduğunu, imama uyan seferilerin de imam mukim ise imam gibi namaz kılmaları gerektiğini, bunda bir yanlış olmadığını… ” söyleyecekti. Bu defa Hz. Abdullah (r) “Medine’de yaşadığı halde Mekke’de yerleşik düzeni olan tek kişinin kendisi olmayıp, Ebubekir ve Ömer gibi başkalarının da durumu aynı olduğu halde onların kendisi gibi yapmayarak yanlış yaptığını…” söyleyerek karşılık verecekti.

Tüm bunlar ise daha dün Müslüman olmuş, namaz kılmayı bile henüz öğrenememiş kimselerin de aralarında bulunduğu, üstelik tartışma yapmanın ceza ödemeyi gerektiği ayetle sabit olan Hac gibi büyük bir ibadetin eda edildiği zamanda, Harem bölgesinde hem de ihramlıyken yaşanmış olacaktı.

O zaman da ahali içindeki birileri çıkıp;

“Şu Osman’a bak! Halife olmuş ama (haşa ve kella) daha doğru şekilde namaz bile kıldıramıyor!”
“Şu Osman’a bak! Emrindeki biri kendisine itiraz ediyor da ona sus bile demiyor, diyemiyor!”
Şu Abdullah’a bak! Helal olsun be! Halife’ye namaz öğretiyor! Tam halife olacak adam yahu!”
“Şu Abdullah’a bak! Yazık be! Halife’ye namaz da bile uymuyor, itiraz ediyor. Bunun boynu vurulmalı boynu!”

“Şunlara bakın! Hac’da ihramlıyken yasak olan bir iş yapıyorlad, hem de ibadet edecekleri yerde ibadetler hakkında tartışıyorlar. Bunlar mı bize örnek olacak büyük adamlar!” gibi, dillendirirken bile “haşa” diyerek ve utanarak ifade ettiğimiz, daha sıralayabileceğimiz bir yığın yorum yapılabilecekti.

Zaten ortam biraz karmaşıklaşmaya başlamışken, Hz. Osman (r)’dan hoşlanmayan birileri, kurt bulanık havayı sever misali, fırsat bu fırsat deyip de “Osman’ı azledin. Bundan böyle Halifemiz Abdullah b. Mes’ud’dur” diye ortaya bir çıksaydı…

Hz. Orman (r)’ın sülalesi olan Ümeyyeoğulları da (ki İslam’a girişleri diğerlerinden daha sonradır ve iktidar konusunda iddialıdır) daha sonraları Hz. Ali b. Ebi Talib (r)’den hesap sormaya kalkıştıkları gibi meydana atılıp çarpışmaya kadar gidebilecek şekilde “Osman’ı azletmek istiyorlar! Hücuuum” diye ortalığı karıştırsaydı…

İslam o gün bitmişti, bugün belki de hiç birimiz Müslüman değildik Hafazanallah…

İşte Hz. Abdullah b. Mes’ud (r) o gün sadece 3 kelimeyle “ZITLAŞMANIN/TARTIŞMANIN HEPSİ BELÂDIR” demekle tüm bu olası faciaların önüne geçmiş oldu.

Zira yanlış kılınan namazın telafisi mümkündür, ama namazın yanlış/doğru kılındığı üzerinden tartışma sonucu ortaya çıkabilecek fitnenin telafisi mümkün değildir. (Kaldı ki Hz. Osman r da Halifedir ve ictihad etmiştir)

Şimdi gelelim bugüne…

Bölücüler, hainler azledilince “hak savunmak” adına hem de yerden göğe kadar haksız oldukları halde, sırf muhalif olmak için haksızlığın tarafında olanlara ne demeli?

Aziz Milletimizin bekası, vatanımızın her anlamda meşru müdafaası söz konusu olduğu için Kahraman Mehmetçiğimiz canı pahasına sınır ötesi harekata çıkmışken, sırf muhalif olmak için haklı davamızı haksız bulup, destek olmak bir yana, köstek olanlara ne demeli?

Diğer yandan; Hayatı boyunca bir kez gusül abdesti dahi almamış binlercesinin de izleyici olduğu bir tv kanalında, büyük alimlerin dahi halkın önünde gündeme getirmekten uzak durdukları “Kader, şefaat, kabir hayatı, mehdi, deve sidiği…” gibi, halkın önünde tartışmanın kimseye hiçbir faydası olmadığı, bilgisizleri bilgisizce futbol fanatiği gibi aydın fanatizmine götürmekten başka bir işe yaramadığı bir ortam oluşturan ve egolarını tatmin derdi peşine düşen sözüm ona “alim/aydın” geçinenlere ne demeli?

Hz. Abdullah b. Mes’ud (r) nerede, biz neredeyiz…? Allah O’ndan ve tüm Ashab-ı Kiram’dan razı olsun…

HİLÂF BAŞKA, İHTİLÂF BAŞKA AZİZİM..!

İhtilaf rahmettir, hilâf şerdir…

Sözlerimi Diyanet İşleri Başkanlığı’mızın resmi yayın organı olan DİYANET DERGİSİ‘nin “İHTİLÂF AHLÂKI” özel sayısını camilerimizden, İl ve İlçe Müftülüklerimizden temin ederek veya Diyanet İşleri Başkanlığı’mızın web sitesindeki indirme linkinden yararlanarak mutlaka ama mutlaka okumalarını hararetle tavsiye ederek bitiriyorum.

Tüm Saygıdeğer Dostlarıma hürmet ve muhabbetlerimi arz ediyorum…

03 Kasım 2019 (Facebook Paylaşımı)

Diyanet Dergisi “İhtilaf Ahlakı” Sayısı okuma/indirme linki (indirme resmi olarak izinlidir, telif hakkı yoktur)):

https://www2.diyanet.gov.tr/DiniYay%C4%B1nlarGenelMudurlugu/DergiDokumanlar/Aylik/2017/aylik_%C5%9Fubat_2017.pdf

 

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir