1987 yılıydı ve henüz 15 yaşındaydım…

Nitelik bakımından biri Taklîdî diğeri Tahkîkî iman olmak üzere iki tür iman olduğunu öğretmiş olsa da hocalarım, bunun kendi hayatıma tekabül eden bir tarafı henüz yoktu.

Ta ki bir hocam; “Yoldaki İşaretler” (Mealim fi’t-Tarik) adlı eserden söz etmiş ve yazarının da bu eser dolayısıyla zindana atılıp uzun yıllar işkence gördükten sonra da idam edildiğini anlatmıştı… “-Bir insan bir kitap, yani fikirleri sebebiyle neden asılır ki?” diye düşünmüştüm.

Hemen gidip kitabı almış ve bir gecede okumuştum. Sonra bir kere daha… Müellifinin adı SEYYİD KUTUB idi. Üstelik de bir sosyoloji profesörüydü. Eseri okuyunca sarsıntı geçirmiştim. Ailemden gördüğüm İslâm ile bu eserde gördüğüm İslâm arasında dağlar kadar fark olduğunu işte o zaman anlamıştım. Taklîdî imandan (yani miras Müslümanlığı’ndan) tahkîkî imana geçiş sürecimin başlangıç noktasını teşkil etmişti bu kitap…

Kitap okuma alışkanlığım vardı ama hayatım boyunca merhum babamdan okul kitapları dışında kitap almak için para istememiştim. Öğle arasında okul ile ev arasında 20 dk. süren yolu gider gelir, bir simit bir ayran alınacak miktardaki harçlığımı biriktirir, hafta sonu biriktirdiğim harçlıkla kitap alırdım. Seyyid KUTUB’un birkaç kitabını daha böyle almış okumuştum. Tefsir ilmine de merak sarmıştım. “-Acaba kitap yazdığı için zindana atılan, ama zindanda koca bir tefsir yazan bir adam Kur’an’ı nasıl tefsir etmiştir?” diye düşünmüştüm.

FÎ ZILÂLİ’L-KUR’AN (Kur’an’ın Gölgesinde) adlı zindanda yazdığı bu tefsiri mutlaka okumalıydım. Ancak simit gazoz parası biriktirmekle almaya kalksam öğrencilik hayatım yetmezdi, buna da sabrım yoktu tabi. Bir formül bulmuştum.

Merhum Babam beni Kur’an Kursundan sonra okula göndermek istemiyor, dokumacı olmamı istiyordu. Israr ettim, bir şekilde (o bir şekil bende kalsın) Bursa İmam Hatip Lisesi orta kısmına kaydolmayı başarmıştım. Ancak babam şart koşmuştu. Orta 1. Sınıfın in ilk döneminde bir tane bile zayıf not olursa okuldan sildirecekti kaydımı. Ben ise teşekkür belgesi alacağımı söylemiştim. İlkokul ile ortaokul arasında Kur’an kursu dolayısıyla ara verdiğim için derslerde başarılı olamayacağımı zannediyordu. “-Sen teşekkürü bırak da sınıfı düz geç, söz sana bisiklet alacağım.” demişti. Tabi ben takdir belgesi almıştım ama bisikletleri görmeyeyim diye merhum babam bisiklet satan mağazaların bulunduğu sokaktan bile geçirmiyordu beni. Sonra hayatım boyunca hakkını ödeyemeyeceğim çok kıymetli okul müdürüm Sn. Mustafa KÜTAHYALIOĞLU Beyefendi’nin de manevi desteği ile ortaokulu okul birincisi olarak bitirmiştim. Ama merhum babam bisikleti hala almıyordu. (Amcamın kayınbiraderinin motosikletle kamyon altında ezilip öldüğü için beni düşünerek almadığını sonra öğrenmiştim) Zaten kitaplara merak sardığım için bisiklet hevesim de geçmişti. Fakat adı geçen tefsirden vazgeçemezdim. Babama cazip bir teklifte bulunmuştum. O zamanın parası bisiklet 1.000.000 TL iken Fİ ZILÂLİ’L-KUR’AN 270.000 TL idi. Meşhur ESMA-99 kitabevi sahibi Sn. Nafiz ŞAHİN Bey Ağabeyim ise yarı fiyatına indirip 135.000 TL’ ye satıyordu. Merhum babama bir milyonluk bisiklet yerine 1/8 fiyatına bu tefsiri alırsa bisiklet sözünü tutmasına gerek olmadığını, bu isteğimden feragat edeceğimi söylemiştim. Bu kârlı teklif her ikimizin de işine gelmişti. Bir baktım merhum babam 16 ciltlik tefsiri kutusuyla omzuna almış gelmiş. Sevinçten başım tavana değmişti tabi. Rahmetlinin aldığı ilk ve tek kitabımdı… Merhum babama (ve siz değerli Paydaşlarımın da cümle geçmişlerinize) Allah rahmet eylesin.

Ayda 2 cilt olmak üzere altını çizerek notlar alarak okuduğum tefsiri 8 ayda bitirmiştim. Üç ajandayı dolduran o notlarım hala duruyor.

Artık anlamıştım ki;

İslâm bir hayat nizamıdır… İslâm emperyalizme boyun eğmemektir… İslâm Allah için candan maldan geçebilmektir… İslâm kullara kulluktan kulların Rabbine kulluğa terfi etmektir

Çünkü şunları diyordu Seyyid KUTUB;

“-Amerika’dan nefret ediyorum, ama daha çok Amerika’nın vicdanına sığınan Müslümanlardan nefret ediyorum.”

“-Kim için yaşadıysanız ödülünüzü ondan alırsınız.”

“-Kalem sahibi kimseler, birçok işleri yapabilirler ancak; fikirlerin yaşaması pahasına kendilerini feda etmek şartıyla.”

“-Ya bütünüyle izzet, şeref ve özgürlük olan yüce Allah’a kulluk! Ya da tamamıyla zillet ve mahkûmiyet olan Allah’ın kullarına kulluk! Dileyen dilediğini seçsin!“”

“-Namazda Allah’ın birliğine şehadet eden parmağım, bir tağutun hükmünü asla onaylamayacaktır.

Böylece ilim ve fikir hayatımda yepyeni ve bambaşka bir sürece girmiştim.

Elbette hiçbir fani gibi Seyyid KUTUB’un fikir ve bazı yaklaşımları eleştiriden muaf değildir. Seyyid KUTUB’u okumak, anlamak, yararlanmak başka bir şey, “Seyyid KUTUBCU” olmak başka bir şeydir. Eleştirilecek görüşleri de vardır, herkes gibi. Ancak herkesin her şeyden umudunu kestiği bir anda “İSTİKBAL İSLÂM’INDIR” diyerek direnen ve direnç ruhu üfleyen, bu uğurda kitabına kanlarıyla imza atmış bir şehidin fikirlerini eleştirirken (hem de saray yavrusu gibi villalarda oturduğu yerden ahkâm kesen ‘paltolu’ tiplerin) edep sınırlarını koruması gerekir.

Yazımızı Seyyid KUTUB merhumun son dakikasını naklederek sonlandıralım.

Seyyid KUTUB idam sehpasındadır ve ip boynuna geçirilmiştir. Cemal Abdünnasır denen (SİSİ’nin o günkü versiyonu) özür dilerse onu Mısır’a başbakan yapacağını söylemiş, o da “-BİR ZALİMDEN ÖZÜR DİLEYECEK KADAR ALÇAK DEĞİLİM!” cevabını vermiştir.

Artık infaz emri verilmiştir ve son olarak infaz edilmeden önce bir “İmam” (!) getirilir karşısına. İmam, bir dakika sonra şehadet mertebesine erişecek olan Seyyid KUTUB’a;

“-Lütfen benimle birlikte Kelime-i Şehadet getirin!” der. Seyyid KUTUB ise; benim de her hatırladığımda yüzüme şamar gibi vuran şu muhteşem cevabı verir İmam’a;

“-Ey İmam! Sizin maaş alarak/maaş aldığınız için/maaş karşılığında söylediğiniz o KELİME-İ ŞEHADET uğrunda mücadele ettiğim için idam sehpasındayım ben!”

Rabbim şehadetini kabul eylesin…

Kendisini Kadir Gecesi’nde hatırlamak ve hatırlatmak boynumun borcuydu benim için. Zira Kadir Gecesi Kur’an Gecesi demektir ve Kur’an’ın gerçekte ne olduğunu bana ilk anlatan da şehadetinin üzerinden 54 yıl geçmiş olan Merhum Şehid Prof. Dr. Seyyid KUTUB’dur.

Şu mübarek Kadir Gecesi (Kur’an Gecesi) olma ihtimali olan olağanüstü günlerde özlemle ve minnetle Rabbimden sonsuz rahmet niyaz ediyorum. Mekânı cennet olsun. Kabri Kur’an’ın nuruyla dolsun.

İrfan BAYIN (18 Mayıs 2020 / 25 Ramazan 1441 – Karabük

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir