Bilindiği üzere Kur’an, kendi ilahi düşünce sistemini bazen karşıt kelimeler üzerinde inşa eder.

İman-küfür, Hak-batıl, Tevhid-şirk gibi… Bunlardan biri de MÜSTEKBİR – MUSTAZAF karşıtlığıdır.

Müstekbir; Kibirlenen, böbürlenen, başkalarını hor ve aşağı kendisini ise herkesten üstün ve değerli gören kimse demektir. Bunun en uç nokta örneği ise Firavun’dur. Zira Firavunun İstikbarı (kibirlenişi) diğerlerinden biraz farklıdır. Müşrik, Allah’a inanan ve fakat Allah ile birlikte başka ara/cı ilahlar edinip onlara da tapan kişi demektir. Firavun ise başka ilah edinmenin ötesine geçerek kendisini Rab ve ilah ilan etmiş, insanları kendi kulu ve kölesi olarak görüp kendisine tapmalarını emretmiştir. Buna itiraz edenlere ise akla hayale gelmez işkenceler etmiştir… 

Müstekbirler, nasıl olur da ayakta kalabilirler? Ayakta kalmak da ne! Zulüm üstüne kurdukları sistem nasıl güçlenir ve gelişir? Mesele budur. Ancak konumuz açısından bu husus şimdilik paranteze alınacaktır.

Peki, MUSTAZAF kimdir? Mustazaf, kelime anlamı itibariyle; Zayıf düşürülenler, ezilenler, aşağılananlar, köleleştirilenler ve horlananlar gibi anlamlar taşır. Konumuz da kısaca budur.

KUR’AN’A GÖRE MUSTAZAF

Ezilenler sınıfı Kur’an’a göre üç türlüdür. Görünüşte üç türlü olsalar da aslında gerçek anlamda sadece bir sınıfı Mustazaftır. Diğerleri ise okuyucu ne ad verirse odur.

1) İman etmeleri, şirki ve tâğutu reddetmeleri, adaletin tesisi için çırpınışları dolayısıyla önleri kesilmek istenen, engeller konulan, sürgün edilen, işten atılan, hatta bedensel ve psikolojik şiddetle işkencelere maruz kalanlardır… 

Kızgın çöl kumları üzerine yatırılıp üç kat ağır kaya parçaları altında kaburga kemikleri kırılan Hz. Bilal b. Rabah el-Habeşi (r) bunun en bariz sembolü ve örneğidir. Sabrı ve azminin sonucunda Allah ve Rasûlü (sav) onu daha dünyadayken ödüllendirmiştir. Mekke fethedildiği gün Ebubekirler, Ömerler dururken Kâbe’nin üstüne Hz. Bilal (r) çıkarılmıştır. Ama o asla geldiği yeri unutmamış, o günden sonra da o mazlum haliyle yaşamaya devam etmiştir. Şımarmamıştır. 

2) Müstekbirlerin 2. adamı, danışmanı, istişare heyeti pozisyonunda olan mustazaflar. Bunlar asla Firavun gibilerin yerine geçmek istemezler. Çünkü böyle bir kabiliyetleri yoktur. Bunlar başta kim olursa olsun onun daima çok yakın çevresinde bulunmak derdindedirler. “İsabet buyurdunuz efendim… Ben de tam bu fikri arz edecektim efendim… İleri görüşlülüğünüze hayranım efendim…” diyerek hayatiyetini devam ettiren tipler. Yani Karun varsa Karun’dan yana, Harun varsa Harun’dan yanadırlar… Aslında el pençe divan durma onursuzluğuna katlanmaları, uşaklıkları ve yalakalıkları dolayısıyla bunlar da ezilen sınıftandır. Yani Mustazaftır. Ancak bunların İstizafı (eziklikleri) gönüllüdür. Evet, ezilmeye gönüllüdürler. Çünkü Sezai Karakoç’un deyimiyle “Ruhlarına uşaklık yuva yapmıştır” bunların. Bilal gibi olmaya dayanamazlar. Bilallere işkence eden kodamanlar gibi de olamadıkları için oraya gelmek istemezler. Varlıklarını arada geçinmeye borçludurlar… Hâmân, Kur’an’ın bu tipler için verdiği en müthiş semboldür. Dileyen inceleyebilir… 

Bu ikinci grubun bir diğer özelliği ise karşıt güçler çatışırken “tarafsız” tutum sergilemektir. Mesela Hz. Musa (as)’a Firavuna karşı “Yürü arkandayız…” diyen İsrailoğulları, Firavunun güçlü ordusunu görünce Hz. Musa (as)’a bu kez “-Sen Rabbinle beraber git savaş. Biz burada oturacağız…” (5/Maide-24) dediklerini bize Kur’an haber veriyor. 

En bariz ve çok yakın bir örnek olarak 15 Temmuz’da da böyle olmadı mı? Hain darbe ve işgal teşebbüsünün en kanlı olayları yaşanırken sokaklarda can pazarı yaşayanlar Çifti Hasan Dayı, Tamirci Kazım Abi, Elektrikçi Hüseyin, Berber Salih, Hatice abla, Fatma Yenge idi… O sırada bu harbi bu çatışmayı kim kazanırsa onlardan taraf olmak üzere bekleyip olan biteni perde arkasından izleyen… Allah’ın izniyle Aziz Milletimiz darbeyi külüstür Şahin’lerle tankların önünü keserek, tarlayı ateşe vererek … durdurduktan sonra ertesi akşam meydana inip tankın yanında cici elbiseleriyle fotoğraf çekinmek için 4×4 Jeep ile gelmişlerdi. 

Yani güçler savaşırken sessiz, kim kazanırsa ondan taraf olur bu tipler. İşte bu tiplere çok dikkat edilmeli (idi)

3) Gizli ajandalarında istikbar yatan, için için Müstekbir olmayı arzu eden, fırsat bulamadığı için amacına ulaşamayan Müstekbirler ruhlu Mustazaflar. Bunlar ellerine fırsat ve imkân geçse Firavuna bile rahmet okutacak kadar Müstekbir ve zalim olurlar. Ama o fırsat geçmemiştir ellerine. Bunlar sürekli “Ahh elime bir fırsat geçsin ben ne yapacağımı biliyorum… Biz zengin olsam filan kumarhaneyi açar krallar gibi yaşarım… Ben o koltuğa bir oturayım bak gör falancayı taa fizana sürgün ediyor muyum etmiyor muyum o zaman görürsünüz...” deyip deyip gezerler… 

Şu halde anlaşılıyor ki 2. ve 3. maddede söz edilenler mustazaf değildirler. 3. maddede anılanlar fırsat ele geçmediği için zayıftırlar. Ama gerçekte müstekbirdir onlar. Mesele uygulama değil zihniyettir. Zihnen müstekbirdirler. 2. maddede anılanlar ise Müstekbirlerin varlıklarının dayanaklarıdır. Bunlar olmasa yeryüzünde zulümden eser kalmaz. Zalimin zulmüne stepnedirler. O yüzden onlar da dolaylı olarak Müstekbirdirler. 

Sadece ve sadece 1. maddede zikredilenler gerçek Mustazaftırlar. 

Bu satırların sahibinin, taklidi imandan tahkiki imana geçiş sürecini de bitiren ayet tam da bu hakiki Mustazaflardan söz ediyor.

“-Biz, orada zayıf düşürülenlere lütufta bulunmak, ONLARI LİDERLER YAPMAK, onları (ülkelerinin) varisleri kılmak istedik(28/Kasas-5)

Ne var ki “Ezilenlerin Pedagojisi“ni bile PAULO FREİRE yazdı, o da apayrı bir problem… (Çev: Dilek Hattatoğlu ve Erol Özbek, Ayrıntı Yayınları)

Allah daima mazlumlardan yanadır… Allah daima gerçek mustazaflardan yanadır… Yeter ki mazlumlar zalimliğe, MUSTAZAFLAR DA MÜSTEKBİRLİĞE ÖZENMESİNLER. 

Allah (cc) Koskoca Hz. Muhammed Mustafa’sını (sav) nasıl terbiye etmişti bir hatırlayalım ve yazımızı bitirelim. “-Seni yetim bulup barındırmadık mi? Seni şaşırmış haldeyken bulup hidayete erdirmedik mi? Seni fakir bulup zengin kılmadık mi? Öyleyse sakın yetimi horlama! İsteyeni geri çevirme! Rabbinin sana olan nimetlerini daima an (Geçmişini sakın unutma/İ.B)” (93/Duha, 6-11)

Rabbim bizi zulmetmekten de zulme uğramaktan da, Zayıf düşürmekten de zayıf düşürülmekten de muhafaza eylesin. 

Hz. Ali b. Ebi Talib (r); “MAZLUM OL AMA ASLA ZALİM OLMA” buyurmuş.

Unutma! Allah’ın bir adı da ZÜ’NTİKAM’dır. Allah İMTİKAM ALAN, İNTİKAM SAHİBİ Olanıdır (3/Al-i İmran-4) Allah’ın intikam boyutunda muhatabı olanlar ise asla İFLAH OLAMAZLAR

İrfan Bayın (08 Nisan 2019 KARABÜK)

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir