Yayımlanmış bütün eserlerini, bazılarını birkaç kez, şiirlerini defalarca okuduğum, bizzat tanıştığım, konuşmalarını dinlediğim, 1991’den bu yana 30 yıldır izinden gitmeye çalıştığım bir büyük mütefekkiri, bir büyük şairi, bir büyük örnek şahsiyeti bir sosyal medya paylaşımına sığdırabilmek mümkün değil. Zaten amacım da bu değil. Amacım Sezai Bey Merhumu konuşmak değil, Sezai Bey merhuma dair konuşulanları konuşmak biraz…

Merhum Mütefekkir Cemil MERİÇ; “Her asırda sadece birkaç kişi düşünür, gerisi düşünenleri düşünür.” der. Bu çok doğru bir tespittir. İlaveten şu söylenebilir; Düşünürler çoğu zaman yalnız insanlardır. Merhum Sezai Bey, bu ülkenin yetiştirdiği ve “aydın, akademisyen, yazar, fikir adamı” gibi sıfatları aşan, gerçek anlamıyla ender “mütefekkir/düşünür” vasfını haiz bir insandı. Bu sebeple de “sevenleri” ve/veya takipçileri çok olsa da aslında yalnız bir insandı. “Sn. Hocam vefat haberi duyulur duyulmaz sosyal medyada paylaşılan taziyeleri görmedin mi! Yalnız bir insan olsaydı milyonlarca paylaşım yapılır mıydı!” diyenler çıkacaktır. Ben de tam da bundan söz ediyorum zaten. Binlerce değil, milyonlarca taziye paylaşımı yapıldı. Allah hepsinden razı olsun. Ancak; bu paylaşımlar bile O’nun ne kadar yalnız bir insan olduğunun apaçık ispatıdır. Birkaç örnek vereyim;

“Sezai Karakoç Hakkın rahmetine kavuştu. Mekânı cennet olsun. Allah’tan başta eşi ve çocukları olmak üzere geride kalanlara sabırlar dilerim.”

Şimdi ben bu paylaşıma ne diyeyim. Bırakın Sezai Bey’in eserlerini okumayı, hatta eserlerinden birkaçının adını bilmeyi, O’nun hiç evlenmemiş, eşi ve çocukları olmayan bir insan olduğunu bile bilmiyor adam. Bakıyor herkes bir taziye paylaşmış, Google’dan indir bir resim paylaş gitsin, gelsin beğeniler…

Bir tık daha kaliteli paylaşımlar da yok değildi. Örneğin “Mona Roza” adlı şiirinden bir kıta kopyalayıp yapıştırdıktan sonra taziye ifadeleri paylaşmak gibi… Bunların da çoğu Sezai Karakoç deyince sadece “Mona Roza” şiirini bilip belki hayatında bir kez dinlemiş olanlar… Söz açılmışken ifade edelim ki; 1988’de ilk kez duyduğumda kitabı alacak param olmadığı için kitapçıdan rica edip de kitabevinde bir teksir kağıdına çarçabuk yazarak edinmiştim “Mona Roza” şiirini. 1952’de -şiirin adını nasıl yazdığıma da dikkat buyurunuz- “MONA ROZA” adıyla yayımladığı şiirinin 1999’da “Gün Doğarken” adlı tüm şiirlerini topladığı şiir kitabına “MONNA ROSA” başlığıyla koyduğunu, 47 yıl sonra neden okunduğu gibi değil de yazıldığı gibi yazdığını, içeriğinde birçoklarının dikkatini çekmemiş olsa da bir virgülün dahi yerini değiştirmesiyle büyük bir anlam kırılmasına bizzat kendisi tarafından tâbî tutulduğunu ve bu “ufak” değişikliklerin ne anlama geldiğini de eminim bir kıta kopyala-yapıştır ile taziye paylaşanların pek çoğu habersizdir. Çünkü kopyaladıkları sitelerin editörleri de şiiri katlederek paylaşmışlardı…

“Türk Edebiyatının önemli EDEBİYATÇILARINDAN Sezai Karakoç vefat etti” şeklindeki paylaşımlar ise Sezai Karakoç’a bigâne kalamayan, çoğu da karşı mahallenin sakinlerine ait olduğunu da belirtmeliyim. Çünkü Sezai Bey’den “Büyük Düşünür ve DİRİLİŞ EKOLÜ’nün mimarı” dememek, diyememekten kaynaklanan, kaçamak bir paylaşım üslubudur bu.

Sezai Karakoç dendiğinde mesela, -istisnalar hariç- kaç Saygıdeğer Paydaşımız örneğin 67 sayfalık “Diriliş Nesli’nin Amentüsü” adlı eseri okumuştur?

Sezai Karakoç dendiğinde mesela, -istisnalar hariç- kaç taziye yayımlayan sosyal medya kullanıcısı, Necip Fazıl KISAKÜREK ile “Büyük Doğu Tefekkürü”, Nureddin TOPÇU ile “Hareket” adlarını verdikleri ekollerle özdeşleştikleri gibi, O’nun bizzat adıyla özdeşleşen “DİRİLİŞ DÜŞÜNCESİ/EKOLÜ” hakkında 50 kelimelik bir paylaşım yapabilir?

Sezai Karakoç dendiğinde mesela, -istisnalar hariç-, kaç kişi “Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine” adlı şiirinin son kısmını birkaç kez meydanlarda okuması dolayısıyla adını duydukları Sezai Karakoç’un, şiirini okuduğu Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip ERDOĞAN Beyefendi hakkında 20 yıl içerisinde neler dile getirdiğini bilir?

Sezai Karakoç dendiğinde mesela, -istisnalar hariç, kaç kişi hain Fetö’ye dair daha 1980’li yılların başlarında kendisinin civarında uyuz köpek gibi dolaştığı zamanlarda “Fizik Ötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi” adlı eserinin 3. cildinde neler söylediğini kaç kişi okumuştur?

Sezai Karakoç dendiğinde mesela, -istisnalar hariç-, kaç kişi bırakınız “Yüce Diriliş Partisi” adıyla genel başkanı olduğu bir partiyi neden kurduğunu, hiç seçimlere girmediğini bilip bilmemeyi, böyle bir parti adı duyan kaç kişi vardır?

Sezai Karakoç dendiğinde mesela, -istisnalar hariç, kaç kişi Cağaloğlu Üretmen Han’daki Diriliş Yayınları bürosunda topuklarından ikisi de delik çoraplarıyla namaz kılacak denli yoksulluk içinde olduğuna şahittir ve kaç kişi bu yoksulluğuna rağmen Sn. Abdullah GÜL Beyefendi’nin Çankaya’ya kendisine Edebiyat Ödülü vermek üzere davetini reddettiğini bilir?

Bunları çoğaltmak mümkün… İşte bu manzara gösteriyor ki Sezai Karakoç da maalesef makus talihi yaşadı. Yani ölünce “badem gözlü” oldu… Hislerine tercüman olduğu için sosyal medyada “Pinterest” gibi medya içerik üreticileri tarafından dolaşıma koyulan birkaç sözünü paylaşmak demek Sezai Karakoç’u tanımak hele anlamak, hele hele düşünce sistemine katılmak demek değildir. “Sezai Karakoç’un fikirleri vahiy midir ki her dediğine katılalım!” diyenler oldu fakire. El-Hak vahyin ve vahiy alan Rasulullah (sav)’in haricinde her dediğine katılınacak hiç kimse yoktur. Ancak bu doğru tespiti de “açık kapatmak” için kullanmak tam bir oportünizmdir. Çünkü bir insanın ortaya koyduğu tüm eserleri okuyup, inceleyip, muhakeme ettikten sonra “şuna katılıyorum, buna katılmıyorum” demek ile hiçbir eserini, hatta bir safa yazısını bile okumadığı halde “ben herkesin her dediğine katılmam” demek arasındaki farkı bilmeyenlere yutturabilirler o lokmayı!

El hasıl oldukça az sayılabilecek vefakâr, hayatını duygu, ilim ve fikir ile donatmış, donatmaya çalışan zihin ve gönül işçileri dışında Sezai Karakoç da maalesef dünya sürgününü tamamlayıp En Sevgili’ye kavuşuverdi aramızdan ayrılarak…

Amma şunu da ilave etmeden geçmeyeceğim… Eserleri Türkiye’de tanındığından çok daha fazla Batı’da tanınmıştır, bazısı Türk bazısı da Batılı çevirmenler tarafından eserleri bildiğim kadarıyla 7-8 dile tercüme edilmiştir. Merhum Mahmud KANIK Bey hocamı da burada rahmet ve minnetle anmak isterim…

Bu vesileyle Büyük Mütefekkir, Şair Merhum SEZAİ KARAKOÇ Beyefendi’ye bir kez daha Rabbimden sonsuz rahmet niyaz ediyorum. Mekanı cennet olsun…

İrfan BAYIN

18 Kasım 2021 / Karabük

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.